Author

Sayader

Browsing

Başımızı eğerek telefona bakmak gerçekten boynumuza zarar veriyor mu?

Akıllı telefonlar artık günlük yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası. Mesajlaşma, sosyal medya, haberler ve işle ilgili yazışmalar derken ekran karşısında geçirdiğimiz süre giderek artıyor. Bu sırada çoğu zaman başımızı öne eğiyor ve uzun süre aynı pozisyonda kalıyoruz.

Peki, bu alışkanlık boyun sağlığımızı nasıl etkiliyor? Bilimsel araştırmalar ne söylüyor?

Telefon Boynu (Text Neck) Nedir?

Hekim tarafından boyun muayenesi yapılan hasta

Telefon boynu ya da İngilizce adıyla text neck, telefon kullanırken başın uzun süre öne eğik tutulmasıyla ilişkilendirilen boyun yakınmalarını tanımlamak için kullanılan popüler bir terimdir.

Ancak telefon boynu, tıp literatüründe tek başına kabul edilmiş bir hastalık tanısı değildir.

Başımız Eğildikçe Boynumuzdaki Yük Artıyor

Telefona bakarken öne eğilen boyun ve omurga üzerindeki yükü gösteren anatomik illüstrasyon

Başımız öne eğildiğinde boyun bölgesindeki mekanik kuvvetler değişir. Bu durum, boyun kaslarının çalışma biçimini ve maruz kaldığı yükü etkileyebilir.

2014 yılında yayımlanan bir biyomekanik modelleme çalışmasında, başın öne eğilmesiyle boyun bölgesinde hesaplanan mekanik yükün arttığı gösterildi.

Çalışmada farklı baş eğilme açıları için hesaplanan yaklaşık yük eşdeğerleri şöyledir:

  • 0° (baş dik): ~5 kg-kuvvet
  • 15°: ~12 kg-kuvvet
  • 30°: ~18 kg-kuvvet
  • 45°: ~22 kg-kuvvet
  • 60°: ~27 kg-kuvvet

Bu değerler, boyunda doğrudan ölçülen ağırlıklar değil; bilgisayar ortamında yapılan hesaplamalardan elde edilen yaklaşık kuvvet eşdeğerleridir.

Önemli olan nokta şu: Başın öne eğilmesi boyun bölgesindeki mekanik yükü artırabilir. Ancak bu duruşun tek başına boyun ağrısına veya kalıcı omurga hasarına yol açtığı kesin olarak gösterilmiş değildir.

Araştırmalar Ne Söylüyor?

10.715

10.715 kişinin verilerini kapsayan bir araştırma analizi ne gösteriyor?

2025 yılında yayımlanan bir sistematik derleme ve meta-analizde, telefonu aşırı kullanan kişilerde boyun ağrısına anlamlı şekilde daha sık rastlandığı belirlendi.

Ancak bu sonuç, boyun ağrısının doğrudan telefon kullanımından veya başın öne eğik duruşundan kaynaklandığını kanıtlamaz.

Boyun ağrısı; fiziksel aktivite düzeyi, uzun süre hareketsiz kalma, uyku kalitesi, stres ve bireysel duyarlılıklar gibi birçok biyopsikososyal etkenle ilişkili olabilir. Bu nedenle boyun sağlığını yalnızca telefon kullanırken başımızın açısıyla açıklamak eksik bir yaklaşımdır.

Vücudumuz Bize Ne Anlatıyor?

Masa başında boyun ağrısı nedeniyle boynunu tutan kadın

Uzun süreli telefon kullanımıyla birlikte görülebilen başlıca yakınmalar şunlardır:

  • Boyun ağrısı ve kas gerginliği
  • Omuz ve sırtın üst bölümünde sızlama
  • Boyun hareketlerinde sertlik ve kısıtlılık
  • Baş ağrısı ve kas yorgunluğu

Bu belirtiler yalnızca telefon kullanımına özgü değildir; pek çok farklı kas-iskelet sistemi probleminde de görülebilir. Bu nedenle belirtilerin süresi, şiddeti ve eşlik eden durumlar birlikte değerlendirilmelidir.

Boynumuzu Nasıl Koruyabiliriz?

Boyun sağlığını etkileyen tek unsur başımızın duruşu değildir. Uzun süre aynı pozisyonda kalmak, fiziksel aktivite düzeyi ve günlük yaşam alışkanlıkları da önemlidir.

Başınızı sürekli öne eğmek boyun kaslarının çalışma yükünü artırabilir. Öte yandan, telefonu sürekli göz hizasında ve kollarınızı desteklemeden tutmak da omuz ve trapez kaslarında yorgunluğa neden olabilir.

Boyun ve omuz sağlığınızı desteklemek için günlük yaşamda şu alışkanlıkları uygulayabilirsiniz:

  1. Rahat bir ekran yüksekliği seçin: Ekranı biraz daha yukarıda tutarken kollarınızı masaya, kucağınıza veya bir yastığa destekleyin. Telefonu sürekli havada tutarak omuzlarınıza gereksiz yük bindirmeyin.
  2. Sabit kalmayın, pozisyon değiştirin: Gün içerisinde oturma pozisyonunuzu, telefonu tuttuğunuz eli ve duruşunuzu değiştirin. Tek bir ideal duruşu korumaya çalışmak yerine farklı pozisyonlar arasında geçiş yapın.
  3. Düzenli kısa molalar verin: Telefon kullanımına kısa aralar ekleyerek omuzlarınızı ve boynunuzu rahat hareketlerle gevşetin.
  4. Günlük fiziksel aktiviteyi artırın: Düzenli fiziksel aktivite ve kişiye uygun boyun-sırt egzersizleri kas dayanıklılığını artırmaya ve boyun sağlığını desteklemeye yardımcı olabilir.
Telefonu yüz hizasına yakın tutarak dik bir duruşla kullanan adam

Tek bir kusursuz duruş aramak yerine, gün içinde farklı pozisyonlara geçebilmek ve hareketli kalmak önemlidir.

Ne Zaman Bir Uzmana Danışmalı?

Boyun ağrılarının önemli bir bölümü birkaç hafta içerisinde hafifleyebilir. Ancak uzun süreli hareketsizlik yerine, kişinin tolere edebildiği ölçüde günlük hareketlerini sürdürmesi önerilir.

Ağrının uzun sürmesi, sık tekrarlaması veya günlük yaşamı kısıtlaması durumunda bir sağlık uzmanına başvurulmalıdır.

Özellikle şu belirtilere dikkat edilmelidir:

  • Ağrının kola veya ele yayılması
  • Kollarda ya da ellerde uyuşma ve karıncalanma
  • Baş ağrısının giderek sıklaşması veya şiddetlenmesi
  • Boyun hareketlerinde belirgin kısıtlılık

Yeni gelişen veya ilerleyen kol-el güçsüzlüğü, belirgin denge bozukluğu ya da yürüme güçlüğü gibi belirtilerde ise vakit kaybetmeden tıbbi değerlendirme gerekir.

Hareketi Hayatımıza Katalım

Telefon modern yaşamın ayrılmaz bir parçası. Ancak telefon kullanırken uzun süre aynı pozisyonda kalmamak, düzenli molalar vermek ve günlük hareketliliğimizi artırmak boyun ve omuz sağlığımızı destekleyebilir.

Telefonu hayatımızdan çıkaramayabiliriz. Ama hareketi hayatımıza katabiliriz.

Bilimsel Kaynaklar

  1. Grasser T, Dario AB, Parreira PCS, Correia IMT, Meziat-Filho N. Defining text neck: a scoping review. European Spine Journal. 2023;32:3463–3484. https://doi.org/10.1007/s00586-023-07821-2
  2. Hansraj KK. Assessment of stresses in the cervical spine caused by posture and position of the head. Surgical Technology International. 2014;25:277–279. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/25393825/
  3. Resende PA, Correia IMT, Ferreira AS, Meziat-Filho N, Lunkes LC. Neck pain and text neck using Hill’s criteria of causation: A scoping review. Journal of Bodywork and Movement Therapies. 2025;42:132–138. https://doi.org/10.1016/j.jbmt.2024.12.016
  4. Chen YJ, et al. Association of smartphone overuse and neck pain: a systematic review and meta-analysis. Postgraduate Medical Journal. 2025;101(1197):620–626. https://doi.org/10.1093/postmj/qgae200
  5. National Health Service (NHS). Neck pain. https://www.nhs.uk/symptoms/neck-pain-and-stiff-neck/
  6. National Institute for Health and Care Excellence (NICE). Suspected neurological conditions: recognition and referral. Guideline NG127. https://www.nice.org.uk/guidance/ng127

Dişlerimizdeki izler, yaşamımızdan ipuçları taşır.

Bruksizm, toplumda çoğunlukla “diş sıkma” veya “diş gıcırdatma” olarak bilinir. Ancak bu durum yalnızca dişleri değil; çene kaslarını, uyku düzenini, stres yanıtını ve kişinin günlük yaşam kalitesini de etkileyebilir.

Bruksizm iki şekilde görülebilir: uyku bruksizmi ve uyanıklık bruksizmi.

Uyku bruksizmi, kişinin uyuduğu sırada ortaya çıkan çiğneme kası aktivitesidir. Bu nedenle yalnızca gece görülmez; örneğin gece vardiyasında çalışan ve gündüz uyuyan bir kişide de uyku sırasında ortaya çıkan bruksizm, uyku bruksizmi olarak adlandırılır.

Uyanıklık bruksizmi ise kişinin uyanık olduğu dönemde dişlerini sıkması, dişlerini temas halinde tutması veya dişler temas etmese bile çenesini kasılı halde sürdürmesiyle karakterizedir.

Geçici mi, kronik mi?

Yoğun stres, düzensiz uyku, geçici yaşam değişiklikleri veya bazı ilaç ve uyarıcıların etkisiyle kısa süreli diş sıkma davranışı ortaya çıkabilir.

Asıl dikkat edilmesi gereken durum, bu davranışın uzun süre devam etmesi ve kronikleşmesidir. Kronik bruksizmde çene kaslarında ağrı ve yorgunluk, dişlerde aşınma, çatlak ve kırıklar, restorasyonlarda tekrarlayan sorunlar ve çene eklemi çevresinde yakınmalar görülebilir.

Bu nedenle değerlendirmede yalnızca kişinin dişlerini sıkıp sıkmadığı değil, bu davranışın ne kadar süredir devam ettiği ve günlük yaşamını ne ölçüde etkilediği de önem taşır.

Ağızda hangi belirtiler görülebilir?

Bruksizmli bireylerde;

  • Dişlerde aşınma ve düzleşme
  • Mine çatlakları ve mikroçatlaklar
  • Diş veya restorasyon kırıkları
  • Boyun bölgesinde aşınma tipi lezyonlar
  • Çene kaslarında belirginleşme ve hassasiyet
  • Yanak içerisinde diş hizasında beyaz çizgilenmeler
  • Dil kenarlarında diş izleri
  • Sabahları çene yorgunluğu ve ağrı
Bruksizmde ağızda görülebilen bulgular: aşınma, mine çatlakları, abfraksiyon, linea alba, dil kenarında izler, oklüzal aşınma
Bruksizmde ağızda görülebilen bazı bulgular

Ancak bu bulguların hiçbiri tek başına bruksizm tanısı koydurmaz. Örneğin diş aşınması farklı nedenlerle de ortaya çıkabilir. Bu nedenle kişinin öyküsü ve klinik bulguları birlikte değerlendirilmelidir.

Bruksizm neden ortaya çıkar?

Bruksizmin tek bir nedeni yoktur. Günümüzde bruksizm; uyku, merkezi sinir sistemi, stres, psikososyal durum, yaşam tarzı, bazı ilaçlar ve bireysel yatkınlığın birlikte rol oynayabildiği çok faktörlü bir tablo olarak değerlendirilmektedir.

Özellikle uyanıklık bruksizminde stres, anksiyete, yoğun zihinsel yük ve stresle baş etme biçimi önem kazanabilir.

Ancak “stres varsa mutlaka bruksizm olur” şeklinde doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kurmak doğru değildir. Aynı stres altında yaşayan iki kişinin bedensel yanıtları birbirinden farklı olabilir.

Stres yalnızca zihinde kalmaz

Masa başında boynunu tutan, gergin görünen kişi

Stres, yalnızca düşüncelerimizi değil; solunumumuzu, kalp hızımızı, uyku düzenimizi ve kaslarımızı da etkiler.

Kısa süreli stres sonrasında vücut yeniden dinlenme ve toparlanma durumuna geçebilir. Ancak yüksek tempolu yaşam, yetersiz uyku, hareketsizlik ve sürekli zihinsel yük bir araya geldiğinde kişinin bedeni uzun süre uyarılmış halde kalabilir.

Boyun, omuz ve çene kaslarında sürekli gerginlik de bu tablonun bir parçası olabilir.

Bu nedenle bazı hastalarda yalnızca “Dişlerinizi sıkıyor musunuz?” sorusunu sormak yeterli değildir.

“Gün içerisinde çenenizi kasılı tuttuğunuzu fark ediyor musunuz?”

Uyku, duygu durumu ve yaşam tarzı

Gece kanepede telefona bakan kişi

Kronik bruksizme;

  • Uyku problemleri
  • Sabah yorgunluğu
  • Anksiyete
  • Depresif belirtiler
  • Baş ve yüz ağrıları
  • Boyun ve omuz gerginliği
  • Fazla kafein ve uyarıcı tüketimi
  • Hareketsizlik
  • Düzensiz yaşam alışkanlıkları

eşlik edebilir.

Bu durumlar birbirinden tamamen bağımsız değildir. Stres uykuyu, kötü uyku ağrı hassasiyetini, ağrı ise kişinin stres düzeyini artırabilir. Böylece zamanla bir stres–uyku–ağrı döngüsü oluşabilir.

Fibromiyalji ile ilişkisi

Fibromiyalji, vücudun farklı bölgelerinde yaygın ağrı, yorgunluk, uyku problemleri ve hassasiyetle seyreden bir tablodur.

Fibromiyalji ile bruksizm aynı hastalık değildir. Ancak her iki durumda da uyku bozukluğu, stres, ağrı hassasiyeti ve kas gerginliği gibi ortak sorunlar görülebilir.

Bu nedenle yaygın vücut ağrısı bulunan kişilerin çene-yüz bölgesindeki yakınmalarının da değerlendirilmesi önemlidir.

Diş hekimi tedavinin neresinde?

Diş hekiminin çene kaslarını muayene etmesi

Diş hekimi, bruksizmin ağız ve çene-yüz bölgesindeki etkilerini fark eden ilk sağlık profesyonellerinden biri olabilir.

Diş hekiminin görevi;

  • Dişlerdeki ve restorasyonlardaki hasarı değerlendirmek
  • Çene kaslarını ve çene eklemini incelemek
  • Gerekli durumlarda dişleri korumak
  • Kas ağrısını ve fonksiyon kaybını değerlendirmek
  • Hastayı uyku ve yaşam tarzı açısından sorgulamak
  • Gerektiğinde farklı sağlık disiplinlerine yönlendirmek

şeklinde özetlenebilir.

Tedavide bütüncül yaklaşım

Bruksizm tedavisi yalnızca gece plağı kullanımından ibaret değildir.

Hastanın ihtiyacına göre;

  • Dişlerin korunması
  • Manuel terapi ve masaj
  • Egzersiz ve fizyoterapi
  • Kuru iğneleme veya akupunktur gibi destekleyici uygulamalar
  • Uyku düzeninin iyileştirilmesi
  • Düzenli fiziksel aktivite
  • Sağlıklı ve dengeli beslenme
  • Kafein ve diğer uyarıcıların azaltılması
  • Stres yönetimi
  • Gerekli durumlarda psikolojik destek

birlikte değerlendirilebilir.

Buradaki amaç kasların tamamen çalışmasını engellemek değil, kasların gerektiğinde kasılıp gerektiğinde gevşeyebildiği fizyolojik dengeyi desteklemektir.

Botulinum toksin her bruksizm hastasında gerekli değildir

Botulinum toksin, bruksizmin rutin ve kalıcı tedavisi olarak değerlendirilmemelidir.

Seçilmiş bazı olgularda, özellikle belirgin masseter kas hipertrofisi veya asimetrisi bulunan kişilerde farklı amaçlarla değerlendirilebilir.

Yaşam tarzı neden önemlidir?

Açık havada yürüyüş yapan kişi

Düzenli fiziksel aktivite, yeterli ve kaliteli uyku ile dengeli beslenme; kişinin stres karşısındaki toparlanma kapasitesini destekler.

Uzun süre masa başında kalan, gün içerisinde yeterince hareket etmeyen, sürekli ekran karşısında bulunan ve yeterli uyumayan kişilerde bedenin gevşeme kapasitesi azalabilir.

Bu nedenle kronik bruksizmde yalnızca ağrı ortaya çıktığında müdahale etmek değil, kişinin günlük yaşamında sürdürülebilir bir denge kurmasına yardımcı olmak önemlidir.

Manevi ve psikolojik dayanıklılık

Hayattaki bütün stres kaynaklarını ortadan kaldırmak mümkün değildir. Ancak kişinin yaşadığı olaylara verdiği anlam ve stresle baş etme biçimi değişebilir.

Dua, tefekkür, sosyal destek, anlam duygusu, kişinin önceliklerini yeniden değerlendirmesi ve kontrol edemediği durumları kabullenebilmesi bazı bireylerde stresle baş etme kapasitesini destekleyebilir.

Bu yaklaşımlar tıbbi veya dental tedavinin alternatifi değildir; ancak kişinin değerleri ve inançlarıyla uyumlu olduğunda bütüncül bakımın destekleyici bir parçası olabilir.

Ne zaman diş hekimine başvurulmalı?

Sabahları çenenizde yorgunluk veya ağrı hissediyorsanız, gün içerisinde çenenizi sürekli kasılı tuttuğunuzu fark ediyorsanız, dişlerinizde aşınma veya kırıklar oluşuyorsa, restorasyonlarınız tekrarlayan şekilde zarar görüyorsa ya da baş, yüz ve çene ağrılarınız devam ediyorsa diş hekimi değerlendirmesi yararlı olacaktır.

Bruksizm ağızda görülür; ancak yalnızca ağızla ilgili değildir.

Darussalam Gontor Üniversitesi’nin (UNIDA) 100. yıl etkinliklerine davet edilen SAYADER heyeti, 19–26 Haziran 2026 tarihlerinde Endonezya’nın Cava adasında bir dizi ziyaret ve görüşme gerçekleştirdi.

Ziyaret boyunca Gontor’un kampüsleri, hastanesi ve Tıp Fakültesi gezildi; manevi liderler ve üniversite yönetimiyle sağlık ve eğitim alanında iş birliği imkânları ele alındı. Ziyaretin tüm ayrıntılarını, günlüğünü ve fotoğraflarını rapor sayfasında bulabilirsiniz.

SAYADER heyeti, Genel Başkanımızın katılımıyla Yeşilay’ı Sepetçiler Kasrı’ndaki merkezinde ziyaret etti.

Ziyaret kapsamında ilk olarak Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç tarafından Yeşilay’ın faaliyetleri, çalışma alanları ve gelecek dönem hedefleri hakkında genel bir bilgilendirme gerçekleştirildi.

Görüşmede ayrıca SAYADER ile Yeşilay arasında ortak çalışma yürütülebilecek alanlar değerlendirildi; toplumsal farkındalık, sağlıklı yaşam ve bağımlılıkla mücadele başta olmak üzere çeşitli konularda gerçekleştirilebilecek iş birliklerine ilişkin karşılıklı fikir alışverişinde bulunuldu.

Samimi ve verimli bir ortamda gerçekleşen ziyaret, her iki tarafın da memnuniyetiyle tamamlandı. Görüşmenin, önümüzdeki dönemde hayata geçirilebilecek ortak proje ve çalışmalar için önemli bir başlangıç olması temenni edildi.

SAYADER olarak, toplum sağlığını ve sosyal iyilik hâlini destekleyen çalışmalarda güçlü paydaşlıkların önemine inanıyor; Yeşilay ile gerçekleştirilebilecek ortak çalışmaları kıymetli buluyoruz.

SAYADER ile Yıldız Teknik Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen Sosyal Medya & İçerik Üretim Workshop’u; dijital iletişim, içerik stratejisi, görsel dil, hikâye anlatımı ve yapay zekâ destekli içerik üretimi başlıklarını teorik ve uygulamalı çalışmalarla bir araya getirdi.

SAYADER ile Yıldız Teknik Üniversitesi iş birliğinde, 19 Eylül 2026 tarihinde Yıldız Teknik Üniversitesi’nde “Sosyal Medya & İçerik Üretim Workshop’u” gerçekleştirildi. Programda sosyal medya ve dijital içerik üretiminin farklı boyutları alanında uzman isimlerin katkılarıyla ele alınırken, günün ikinci bölümünde katılımcılar gerçek bir SAYADER brief’i üzerinden ekipler hâlinde uygulamalı çalışmalar gerçekleştirdi.

Alanında Uzman İsimler Katılımcılarla Buluştu

Programın açılış konuşmaları SAYADER Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kazım Karaaslan ve Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Eyüp Debik tarafından gerçekleştirildi. Gün boyunca farklı uzmanlık alanlarından konuşmacılar katılımcılarla bir araya geldi.

Tülay Arsal “Sosyal Medyada İçerik Avcılığı ve İçerik Stratejisi”, Burhan Altınışık “Sosyal Medyada Hikâye Anlatımı & Copywriting”, Dr. Öğr. Üyesi Halid Özgür “Sosyal Medyada Görsel Dil”, Atakan İstanbullu “Dijital Medya ve İçerik”, Öğr. Gör. Dr. Fettah Kıran ise “Yapay Zekâ ile İçerik Üretimi” başlıklarında bilgi ve deneyimlerini paylaştı.

Teoriden Uygulamaya: Gerçek Brief Üzerinden İçerik Üretimi

Workshop’un uygulama bölümünde katılımcılar ekipler hâlinde çalışarak gerçek bir SAYADER brief’i üzerinden içerik fikirleri geliştirdi. Oluşturulan çalışmalar program sonunda sunuldu ve kritik sürecinden geçirildi. Bu modelle, gün içerisinde edinilen teorik bilgilerin doğrudan uygulamaya aktarılması ve katılımcıların birlikte üretme deneyimi kazanması amaçlandı.

Katılımcılardan Güçlü Geri Bildirim

Program sonrasında gerçekleştirilen değerlendirme çalışmasında ankete katılanların %92,9’u programdan “çok memnun” kaldığını, yine %92,9’u benzer SAYADER eğitimlerinin devam etmesini istediğini belirtti. Katılımcıların aynı oranla gelecekte SAYADER’in iletişim ve içerik çalışmalarına aktif olarak veya uygun oldukça katkı sunmaya açık olduklarını ifade etmeleri de programın dikkat çeken çıktılarından biri oldu.

Değerlendirmelerde organizasyon ekibinin ilgisi 5,00/5, kayıt ve karşılama ile mekân deneyimi ise 4,93/5 puan aldı. Eğitim oturumları içerisinde en yüksek değerlendirmeyi “Sosyal Medyada Görsel Dil” oturumu aldı.

Katılımcı geri bildirimlerinde özellikle ekip çalışması, fikir geliştirme ve gerçek projeler üzerinden üretim yapılması öne çıkarken; gelecekte video/Reels, yapay zekâ, dijital pazarlama, grafik tasarım, fotoğraf ve sağlık çalışanlarına yönelik dijital içerik üretimi gibi başlıklarda yeni eğitimlere yönelik talepler de dile getirildi.

Dijital İçerik Akademisi İçin İlk Adım

SAYADER ve Yıldız Teknik Üniversitesi iş birliğiyle gerçekleştirilen workshop, yalnızca tek günlük bir eğitim programı olarak değil; daha kapsamlı ve sürdürülebilir bir eğitim modelinin ilk uygulaması olarak da değerlendirildi.

Program sonunda elde edilen deneyim ve geri bildirimler doğrultusunda; içerik stratejisi, hikâye anlatımı, görsel dil, video/Reels, yapay zekâ ve dijital medya gibi alanları kapsayan, uygulama ve üretim odaklı bir “Dijital İçerik Akademisi” pilot modelinin geliştirilmesi gündeme alındı. Bu modelde gerçek SAYADER ihtiyaçlarının eğitim brief’lerine dönüştürülmesi, üretilen içeriklerin uzmanlar tarafından değerlendirilmesi ve başarılı çalışmaların SAYADER iletişim kanallarında kullanılabilecek seviyeye taşınması öngörülüyor.

SAYADER, dijital iletişim alanında nitelikli insan kaynağını güçlendirmeyi, gönüllülerin yetkinliklerini geliştirmeyi ve üretim odaklı eğitim modellerini yaygınlaştırmayı sürdürecek.

Program Özeti

  • Tarih: 19 Eylül 2026, 09.00–18.15
  • Yer: Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü, Otağ-ı Hümayun Salonu
  • Düzenleyenler: SAYADER ve Yıldız Teknik Üniversitesi
  • Format: Eğitim oturumları ve uygulamalı workshop (5 kişilik 6 ekip, gerçek bir SAYADER brief’i üzerinde çalıştı)

Açılış ve Kapanış

  • Prof. Dr. Kazım Karaaslan – SAYADER Yönetim Kurulu Başkanı (açılış ve kapanış konuşmaları)
  • Prof. Dr. Eyüp Debik – Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü (açılış konuşması)

Oturumlar ve Konuşmacılar

  • Sosyal Medyada İçerik Avcılığı ve İçerik Stratejisi – Tülay Arsal, AKRA Media Genel Müdürü
  • Sosyal Medyada Hikâye Anlatımı & Copywriting – Burhan Altınışık, Server Studio Ajans Kreatif Direktörü
  • Sosyal Medyada Görsel Dil – Dr. Öğr. Üyesi Halid Özgür, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi İletişim Koordinatörü
  • Dijital Medya ve İçerik – Atakan İstanbullu, Rumble Medya
  • Yapay Zekâ ile İçerik Üretimi – Öğr. Gör. Dr. Fettah Kıran, Yıldız Teknik Üniversitesi Yapay Zekâ ve Veri Mühendisliği Bölümü
  • Gün akışı ve workshop anlatımı – İbrahim Ünalan, Deneyim Tasarımcısı

Program Akışı

  • 09.00–09.30 Kahvaltı
  • 09.30–10.00 Açılış konuşmaları ve gün akışının aktarılması
  • 10.00–13.15 Eğitim oturumları
  • 13.15–14.00 Öğle arası
  • 14.00–14.45 Yapay Zekâ ile İçerik Üretimi
  • 15.00–17.00 Workshop anlatımı ve ekip çalışmaları
  • 17.30–18.00 Sunum ve kritik
  • 18.00–18.15 Kapanış

SAYADER olarak Sağlık ve Yaşam Buluşmaları kapsamında düzenlediğimiz “Sağlıklı Yaşamın Manevi Boyutu: Din, İç Huzur ve İyi Oluş Üzerine” başlıklı programımızı 27 Eylül 2026 tarihinde Sapanca Seyir Terası’nda gerçekleştirdik.

Programımızın konuşmacısı Doç. Dr. Ahmet Canan Karakaş, sağlığı yalnızca bedensel bir durum olarak değil; beden, zihin ve ruhun birlikte kurduğu bir denge olarak ele aldı. Manevi değerlerin iç huzur ve iyi oluş üzerindeki etkisini bilimsel bulgular ışığında değerlendirdi.

Konuşmada affetmenin insanı rahatlatan gücü, çözülmemiş duygusal yüklerin ve stresin bedende nasıl karşılık bulabildiği, ibadet ve tefekkür gibi manevi pratiklerin zihin sağlığına katkıları üzerinde duruldu. Beslenme, oruç ve öfke kontrolünün iyi oluşa etkisi, tevekkülün zorluklar karşısında insanı güçlendiren yönü ile paylaşmanın ve cömertliğin ruh sağlığına katkıları da ele alınan başlıklar arasında yer aldı.

Kahvaltı programıyla başlayan ve Sapanca’nın eşsiz manzarası eşliğinde gerçekleşen etkinliğimiz, katılımcılarımızın soruları ve paylaşımlarıyla samimi ve verimli bir buluşmaya dönüştü.

Değerli bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaşan Doç. Dr. Ahmet Canan Karakaş’a ve programımıza katılarak bu güzel buluşmaya katkı sağlayan tüm misafirlerimize teşekkür ederiz.

SAYADER – Sağlık ve Yaşam Derneği

SAYADER olarak, dijital dünyanın aile ve çocuklar üzerindeki etkilerini ele aldığımız “Dijital Çağda Ebeveyn Olmak” başlıklı programımızı 20 Eylül 2026 tarihinde YTÜ Hisar Tesisleri’nde gerçekleştirdik.

Programımızda Doç. Dr. Mehmet Dinç, dijital çağda ebeveyn olmanın getirdiği yeni sorumlulukları, çocukların teknolojiyle kurduğu ilişkiyi ve ailelerin bu süreçte nasıl daha sağlıklı bir denge oluşturabileceğini ele aldı.

Dijital dünyanın sunduğu imkânların yanı sıra beraberinde getirdiği risklere de değinilen konuşmada; ebeveynlerin dijital dünyadaki rolü, çocuklarla sağlıklı iletişim, teknoloji kullanımında sınırlar ve aile içi denge gibi önemli başlıklar üzerinde duruldu.

Kahvaltı programıyla başlayan etkinliğimiz, katılımcılarımızın da katkılarıyla keyifli ve verimli bir buluşmaya dönüştü.

Değerli bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaşan Doç. Dr. Mehmet Dinç’e ve programımıza katılarak bu güzel buluşmaya katkı sağlayan tüm misafirlerimize teşekkür ederiz.

SAYADER – Sağlık ve Yaşam Derneği

Yıldız Teknik Üniversitesi ile Sağlık ve Yaşam Derneği, dijital bağımlılıkla ortak mücadele etmek için iş birliği protokolü imzaladı. Dijital dünyanın risklerine karşı toplumsal farkındalığın artırılması, çocuk ve gençlerin korunması ve bilinçli teknoloji kullanımının yaygınlaştırılması amacıyla ortak çalışmalar yürütülecek.

Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) ile Sağlık ve Yaşam Derneği (SAYADER) arasında “Dijital Bağımlılığın Önlenmesine Yönelik Kapsamlı İş Birliği Protokolü” imzalandı. Protokolle, dijital bağımlılığın önlenmesine yönelik akademik ve toplumsal çalışmaların geliştirilmesi, özellikle çocuk ve gençlerin dijital dünyanın zararlarından korunması ve teknolojinin doğru kullanımının teşvik edilmesi amaçlanıyor.

Dijital bağımlılıkla mücadelede ortak çalışmalar yürütülecek

İş birliği kapsamında sempozyum, konferans, panel, seminer, çalıştay, toplantı ve yarışmalar düzenlenecek. Çocukların ve gençlerin teknolojiyi doğru şekilde kullanmasını teşvik edecek projelerin geliştirilmesi, eğitim programlarının hazırlanması ve ulusal ölçekte farkındalık kampanyalarının düzenlenmesi planlanıyor. Doğa yürüyüşleri, geziler ve fidan dikimi gibi toplum yararına faaliyetler de bu kapsamda değerlendirilecek.

Dijital mecralarda alternatif içerikler geliştirilecek

Dijital bağımlılık ve sorunlu teknoloji kullanımına ilişkin farkındalığı artıracak sosyal medya içeriklerinin hazırlanıp yaygınlaştırılması da iş birliğinin hedefleri arasında yer alıyor. Bu doğrultuda, dijital mecralarda çocuk ve gençlerin sağlıklı teknoloji kullanımını destekleyecek alternatif bir iletişim dili geliştirmek amacıyla çalıştay ve atölyeler düzenlenecek; şiir, slogan, logo-maskot, hikâye, kısa film ve animasyon yarışmaları gibi etkinlikler hayata geçirilecek.

Protokol kapsamında özel günlerde eğitim, bilinçlendirme ve farkındalık faaliyetleri de düzenlenecek.

Bu çalışmalarla dijital bağımlılığın yalnızca bireysel düzeyde değil; eğitim, toplum ve kamu politikaları boyutlarıyla da ele alınmasına katkı sağlanması amaçlanıyor.

Ortak araştırma ve projelere bilimsel katkı sağlanacak

YTÜ ve SAYADER, dijital bağımlılık ve riskleri konusunda ortak proje, araştırma, inceleme ve yayın çalışmaları yürütecek. İlgili mevzuat ve etik ilkeler çerçevesinde gerçekleştirilecek bu çalışmalardan elde edilen bulgular, eğitim ve bilinçlendirme faaliyetlerinde kullanılacak.

Protokolle ayrıca çocuk ve gençlerin korunmasına yönelik ulusal plan, politika ve stratejilerin geliştirilmesine bilimsel ve teknik katkı sağlanması; dijital bağımlılıkla mücadeleye yönelik ulusal proje ve eylem planlarının hazırlanması, uygulanması ve değerlendirilmesine tarafların görev ve yetkileri çerçevesinde destek verilmesi öngörülüyor.

Daha sağlıklı bir dijital gelecek için

Bu iş birliğiyle çocuklarımızı ve gençlerimizi dijital dünyanın risklerinden korumak, bilinçli teknoloji kullanımını yaygınlaştırmak ve toplumsal farkındalığı artırmak için birlikte çalışacağız. Bilimin gücü ve sivil toplumun deneyimiyle, daha sağlıklı bir dijital gelecek için yan yanayız.

Bu kıymetli iş birliği için Yıldız Teknik Üniversitesi’ne teşekkür ediyoruz.

SAĞLIK VE YAŞAM DERNEĞİ BAŞKANLIĞINDAN

Derneğimizin olağan genel kurul toplantısı, aşağıdaki gündem üzere; 18.04.2026 Cumartesi günü saat 18.00’da, Namık Kemal Mahallesi, Kıymetdar sokak, Rauf Tokgöz İş Merkezi, Dış Kapı No:1 No:9 Ümraniye/ İstanbul adresinde yapılacaktır.

İlk toplantıda yeterli çoğunluk sağlanamaması halinde, Genel Kurul Toplantısı 25 Nisan 2026 tarihinde saat 18.00’de dernek merkezinde gerçekleştirilecektir. İlanen duyurulur.

 Prof. Dr. Mustafa SAMASTI, 24 Ocak 2024 

Bugüne kadar dünyanın maruz kaldığı en büyük salgın ve en sinsi halk sağlığı tehdidi tütün/sigara salgınıdır. Resmî rakamlara göre COVID-19 salgınında dünya genelinde üç yıllık sürede toplam olarak 589 milyon vaka ve yaklaşık 6,5 milyon ölüm bildirilmiştir. Hâlbuki bir yılda sigara kaynaklı sağlık sorunlarından ölenlerin sayısı (8 milyonu aşkın) bundan çok daha fazladır. Tütün/sigara kullanımı dünyanın en büyük pandemisi ve en yaygın kitle zehri olmakla birlikte, mikrop kaynaklı salgınlardan farklı olarak süreklilik göstermektedir. 

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre dünyada 1,3 milyar tütün kullanıcısının %80’inden fazlası düşük/orta gelir düzeyindeki ülke haklarıdır. Öte yandan, bu ürünleri pazarlayanlar tütün kullanımının minimal düzeye indiği, gelişmiş ülkelere ait firmalardır. Bir bakıma, geri bırakılmış yoksul toplumlar bu ekonomik sömürü düzeninin ayakta kalmasını sağlıkları pahasına sağladığı gibi, aynı zamanda artan hastalık yükleriyle de genelde aynı firmaların güdümündeki ilaç ve medikal sektörünün de en büyük hedef kitlesini/pazarını oluşturmaktadır. 

Tütün, kullanıcılarının yarısını ölüme sürükler. Bu nedenle tütün tedricî bir intihar aracı, âdeta bir ölüm oltasının keyif verici yemi gibidir. Sigara en yaygın kullanım şekli olmakla birlikte tütünün her türü (sigara, nargile tütünü, sarma tütünler, purolar, pipo tütünü, dumansız tütün ürünleri…) zararlı olup güvenli bir miktar söz konusu değildir. Tütün kullanımı, neden olduğu hastalık ve sakatlıkların tedavisi için yapılan muazzam boyuttaki mali harcamaların yanı sıra çok ciddi oranda iş gücü kaybına yol açmaktadır. Sigara tüm dünyada önlenebilir ölümlerin/kanserlerin tek başına en önemli nedenidir. Tüm kanserlerin %40’ı, akciğer kanserlerinin ise %90’ı sigarayla ilişkilidir. 

Sigara içilen tüm kapalı mekânlar kanserojendir. Bina içi havalandırma sistemleri sigara dumanını yeterince temizleyememektedir. Bunun için mevcut havalandırma hızının 200 katına çıkarılması gerektiği ve bunun da pratikte mümkün olmadığı tespit edilmiştir. Pek çok araştırma, kapalı mekânlarda pasif şekilde sigara dumanına maruz kalanların sigara içenler kadar etkilendiklerini göstermiştir. Tütün dumanına maruz kalmanın güvenli seviyesi yoktur; az maruz kalmak, kısa süreli veya mesafeli durmak etkilenmeye engel değildir. Tek korunma 2 

yolu %100 dumansız ortamların sağlanmasıdır. Sigara içmeyenlerin sağlığını korumanın başka yolu yoktur. Dumansız (temiz/güvenli) hava sahası temel insan hakkıdır. 

Tarihçe

Eski Amerika yerlilerinin kullanmakta olduğu tütün bitkisi, 16. yüzyılda, Avrupa’dan gelen kâşif ve tüccarlar vasıtasıyla Avrupa’ya taşınmıştır. Tütün tohumlarını Paris’e götüren Fransa’nın Lizbon elçisi Jean Nicot’un adına izafeten içindeki zehirli maddeye “nikotin” adı verilmiştir. 

Tütün 19. yüzyıldan itibaren sigara şeklinde ince kâğıda sarılarak kullanılmaya başlanmıştır. Sigara sanayiinin 1918’de kurulmasıyla tütün alışkanlığı süratle bütün dünyaya yayılmıştır. II. Dünya Savaşı yıllarında, sigara içenlerin sayısında büyük bir patlama olmuştur. Zira bu dönemde sigara askerlere parasız olarak veya çok düşük bir ücretle dağıtılmıştır. Bu dönemde sigaraya alıştırılanlar sigara bağımlılarının ilk kuşağını oluşturdular. Bu insanlar 50’li yaşlara geldiklerinde akciğer kanseri ve kalp hastalıklarında anormal bir artış gözlemlendi. Bunun üzerine Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 30 yılı aşan bir sürede 8 büyük araştırma projesini hayata geçirmiştir. 1950’lerde başlatılan bu çok yönlü ve kapsamlı araştırmalarda ortalama 2 milyon sigara kullanıcısı incelenmiş, 300 bin kadar da otopsi üzerinde çalışılmıştır. Bütün bu incelemelerin neticesi olarak sigaranın en önemli önlenebilir kanser nedeni olduğu bilimsel olarak kabul edilmiştir. 

Türkiye’de sigara üretimine 19. yüzyılda kurulan Cibali Sigara Fabrikasında başlanmıştır. 1874 yılında sigara üretimi yetkisi yabancı sermayeli bir şirket olan Reji İdaresi’ne verilmiştir. Bu şirket tarafından daha sonra Adana, Samsun, Alsancak-İzmir’de sigara fabrikaları açılmıştır. 1925 yılında çıkarılan bir kanunla tütün ve sigara üretimi devletleştirilerek Tekel İdaresi kurulmuştur. Böylece sigara devlet eliyle üretilen ve satılan bir meta hâline gelmiş, vatandaşının sağlığı pahasına devletin bir kazanç kapısı olmuştur. 1986 yılında yürürlüğe giren bir kanunla sigara üretimi ve pazarlaması serbest bırakıldı. Böylece sigaranın yaygınlaşmasını kolaylaştırıcı yasal düzenlemelerle Türkiye’de Amerikan sigaralarının ithalatının ve satışının önü açıldı. Bu yolla yabancı sigara tüketimi körüklenmiş, gelişmiş ülkelerdeki sigara karşıtı politikaların tam tersi bir yol benimsenmiştir. Türkiye’de uygun şartlar sağlandıktan sonra uluslararası sigara tekelleri yerli ortakları aracılığı ile halkımızın sağlığını bozan yatırımlarına hız vermişler, böylece gelişmiş Batı ülkelerinde büyük çapta azalan sigara kullanımının yol açtığı kayıplarını telafi etme imkânına kavuşmuşlardır. 3 

Tütün endüstrisi, ürünlerini pazarlamak ve tehlikelerini gizlemek için bütün gücüyle çalışmaktadır. Bu tehlikeye karşı toplumları korumak için ciddi bir mücadele gerekmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, 2003 yılında üye devletlerle (dünya nüfusunun %90 kadarını oluşturan 182 taraf üye devlet) birlikte DSÖ Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesini (WHO FCTC) oy birliğiyle onaylamıştır. Bu çerçevede 2007 yılında üye devletlerin uygulamaları için 6 pratik öneri açıklanmıştır: 1) Tütün kullanımının ve önleme politikalarının izlenmesi, 2) Toplumsal koruma önlemleri, 3) Tütün kullanımını bırakmak için destek hizmetleri, 4) Tütünün tehlikeleri hakkında aydınlatıcı uyarılar yapılması, 5) Tütünün reklam, promosyon ve sponsorluklarını yasaklama, 6) Tütün vergilerini caydırıcı bir düzeye yükseltme. Bu doğrultuda Türkiye’de kapalı alanlarda sigara içilmesi yasaklanmış (19 Temmuz 2009), Alo 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı kurulmuş (27 Ekim 2010) ve sigara bıraktırma poliklinikleri açılarak tıbbi destek ve ücretsiz ilaç dağıtımına başlanmıştır. 

Sigaranın Dumanı 

Yanmamış tütünde 2.500 kadar kimyasal madde tespit edilmiştir, yanma ve oksidasyonlar sonucu yeni kimyasallar oluşarak bu miktar 4.000’in üzerine çıkmaktadır. Tütün tarımı, depolanması süreçlerinde kullanılan tarım ilaçları, tat ve koku özelliği kazandırmak için eklenen sentetik kimyasallar bu sayıya dâhil değildir. Gerek sigara dumanı gerekse etrafa atılan izmaritler havayla temas ettiği sürece okside olarak çok daha zararlı kimyasal bileşikler teşekkül eder. Bu nedenle, sigara içen kişinin içine çektiği “ana duman” ile etrafa yayılan “yan duman” farklı özelliklere sahiptir. DSÖ verilerine göre yılda 8 milyondan fazla kişi sigara nedeniyle hayatını kaybetmekte olup bunun 1,2 milyon kadarını sigara içmeden dumanına maruz kalanlar oluşturmaktadır. 

Sigara Dumanındaki En Önemli Kimyasallar 

1. Nikotin: Sigaraya bağımlılık yapan, nikotin maddesidir; nikotin sinir sistemi ve kalp damar sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturur. Düşük dozlarda sinir sistemini uyarıcı, yüksek dozlarda ise baskılayıcı etki gösterir. Damarlarda kasılmaya yol açarak tansiyon yükselmesine, nabzın süratlenmesine yol açar. Ayrıca kanın pıhtılaşma eğilimini artırır. Nikotin tarımda böcek öldürücü olarak kullanılabilen bir zehirdir. 

2. Kanserojen maddeler: Tütün dumanındaki maddelerden 70 kadarının kanserojen olduğu tespit edilmiştir. Bunlar arasında özellikle insan kanserlerinde en etkili olanlar nitrozaminler, benziprenler, fenoller ve aromatik hidrokarbonlardır. Sigaranın yan dumanında bu maddeler daha yüksek miktarda bulunmakta ve bu durum sigara içilen tüm kapalı alanları tehlikeli hâle getirmektedir. Sigara içerdiği kanser yapıcı maddelerin yanı sıra vücudun savunma mekanizmalarını/bağışıklık sistemini bozarak kanser gelişimini kolaylaştırmaktadır. Ayrıca başka zararlı maddelerle etkileştiğinde bu risk daha da artmaktadır. Örneğin sigara ile birlikte alkol kullanımı zararlı maddelerin vücut dokularına girişini kolaylaştırmaktadır. Akciğer kanseri bütün dünyada sık görülen bir kanser çeşidi olup %90 üzerinde sigaraya bağlıdır, sigara içenlerde 20-40 kat daha sık görülmektedir. Sigara içenlerin yakınlarında dahi akciğer kanseri 2-3 kat fazla görülmektedir. Ayrıca mesane, böbrek, pankreas, mide, rahim ağzı… gibi pek çok kanserle sigara arasında ilişkiler bulunmaktadır. 

3. İrritan (tahriş edici) maddeler: Sigara dumanında bulunan pek çok madde solunum yollarında, gözde tahrişe neden olur. Bu nedenle sigara içmeyen birçok kimse sigara dumanından aşırı rahatsız olur. Bunlarda gözde yaşarma, burun ve boğazda rahatsızlık hissi, baş ağrısı, bulantı gibi belirtiler ortaya çıkar. Tahriş edici maddeler solunum yollarında daralmaya, doğal savunma mekanizmalarının bozulmasına neden olur. Özellikle solunum yollarının yabancı partiküllerden, mikroorganizmalardan temizlenmesinde temel rol oynayan titrek tüylü epitel tabakasının fonksiyonu kaybolur. Bu durum yabancı maddelerin birikmesine ve aşırı balgam sekresyonuna neden olur. Bütün bunların yanı sıra akciğerlere kadar ulaşabilen mikropların etkisiz hâle getirilmesinde rol oynayan güçlü fagositik hücreler olan akciğer 5 makrofajlarının aktivitesini bozarak solunum yollarını enfeksiyonlara elverişli hâle getirir. Bu nedenle sigara içenler akciğer hastalıklarına çok daha kolay yakalanırlar ve zor iyileşirler. 

4. Karbonmonoksit: Sigara dumanında %1-5 oranında bulunan karbonmonoksit kanın hemoglobinini karboksihemoglobine dönüştürerek oksijen taşıma kapasitesini düşürür. Normalde %0,5-3 kadar olabilen karboksihemoglobin sigara içenlerde %15 seviyelerine çıkabilmektedir. Oksijen taşınmasının azalması doku ve organların beslenmesini bozar, kişinin iş gücünü/efor kapasitesini azaltır, çabuk yorulmasına neden olur. Karbonmonoksit nikotinle birlikte kalp ve damar hastalıklarının oluşmasını kolaylaştırır, ayrıca kandaki C vitamini seviyesini düşürür. 

Sigaranın Sağlık Zararları 

Sigara erken ölüm ve sakatlıkların önlenebilir en önemli sebebidir. Vücudun bütün doku ve organlarının kanlanmasını ve oksijenlenmesini bozarak sistemik etkiler oluşturur. Vücut direncini, bağışıklık sistemini olumsuz etkiler; enfeksiyonlara eğilimi arttırır, yaralar/kırıklar daha ağır seyreder ve geç iyileşir. Cildin canlılığı azalır, erken kırışır, sarkar; saç dökülmesi artar, tırnaklar bozulur. Üreme ve cinsel fonksiyonlar olumsuz etkilenir. Kemiklerin yapısı zayıflar ve daha kolay kırılır. Genel olarak sigara içenlerde tat ve koku duyularında körelme, iştah bozuklukları oluşur. Ağız ve dişlerde katran birikimi mikrobik faaliyetlere elverişli ortam oluşturur, diş çürüklerini artırır. Tükürük kanallarında tıkanma ağız kuruluğuna ve acı tat hissine neden olur; kötü, tiksindirici bir koku ortaya çıkar. 

Kalp damar sistemi hastalıkları: Sigara kan damarlarının daralmasının (vazokonstriksiyon) yanı sıra damarların yapısını bozarak damar sertliğini hızlandırır. Ayrıca damar geçirgenliğini arttırır, trombositlerin kümeleşmesini ve pıhtı oluşumunu hızlandırır. Bütün bunlara bağlı olarak özellikle beyin, kalp ve bacak damarları başta olmak üzere tıkayıcı damar hastalıklarına yol açar. Bacak arter tıkanıklığı (Buerger hastalığı) %95 sigaraya bağlıdır. Miyokard enfarktüsü normalde genç kadınlarda çok nadir görüldüğü hâlde, sigara içen kadınlarda 5-10 kat yüksektir. Sigara ve doğum kontrol hapları -her ikisi de pıhtılaşma eğilimini arttırdığından- birlikte kullanıldıklarında enfarktüs riski oranı önemli ölçüde artmaktadır. Sigara içenlerde koroner kalp hastalığı 2-4 kat, aort anevrizması (balonlaşma) 5 kat fazla görülmektedir. 

Solunum sistemi hastalıkları: Kronik (uzun seyirli) tıkayıcı akciğer hastalıklarının en önemli nedeni sigaradır. Sigara solunum yollarını tahriş ederek iltihabi değişikliklere, öksürük ve aşırı balgam sekresyonuna neden olur. İltihabi değişiklikler zamanla kansere zemin teşkil eden bir yapı (meteplazi) oluşturur. Kronik bronşit, amfizem %80-90 oranında sigaraya bağlıdır. Ağır 6 

amfizem şekilleri sigara içmeyenlerde hemen hiç görülmemektedir. Günde 20 ve üzeri sigara içenlerde tıkayıcı akciğer hastalığından ölüm oranı 10-40 kat yüksek bulunmuştur. 

Kanser: Tütün kullanımının yaygın olmadığı dönemlerde kanser hastalığı genellikle ileri yaşlarda görülürken günümüzde çok daha erken yaşlarda ortaya çıkmasının sebebi sigara alışkanlığıdır. Gelişmiş ülkelerde kanser ölümlerinin %40-45’i sigaraya bağlıdır. Kadınlarda eskiden %10’un altında olan bu oran giderek yükselmektedir. 

İş yerlerinde kanser oluşturma potansiyeli olan zararlı maddelerin etkisi sigarayla birleştiğinde daha da artmaktadır. Özellikle asbest tozlarına maruz kalınan yerlerde asbeste bağlı kanser gelişme riski sigara içenlerde 80 kat artmaktadır. 

Kanser ölümlerinde, %90’ı sigaraya bağlı olan akciğer kanseri birinci sırayı almaktadır. Kanser tedavisi gören bir hasta 5 yılı atlattığında tedavi başarılı sayılmaktadır. Akciğer kanseri hastalarının ancak %5 kadarı bu süreyi atlatabilmektedir. Bu nedenle akciğer kanseri için tek etkili önlem sigaradan uzak durmaktır. Sigara içenlerde ağız, gırtlak kanserleri 5-10 kat, yemek borusu, böbrek, mesane ve pankreas kanserleri 3-5 kat yüksek bulunmuştur. Özellikle ağız, gırtlak ve yemek borusu kanserlerinde alkolün de önemli rolü bulunmaktadır. Sigaranın yaygın olduğu ülkelerde mesane kanserlerinin erkeklerde %50’si kadınlarda %25’i sigarayla bağlantılıdır. Sigara içmediği hâlde dumanına maruz kalan kişilerde de kanser riski artmaktadır. Zira sigara yan dumanında önemli kanserojenlerden nitrozamin 10-40 kat, benzipren 2-6 kat daha yüksek bulunmaktadır. Günümüzde kanserden korunmanın altın kuralları sigara ve alkolden uzak durma, gereksiz/hatalı ilaç kullanımından sakınma ve ölçülü beslenmedir. 

Kadınlar ve sigara 

Kadınlar üzerinde sigaranın zararları erkeklerden fazladır. Sigaranın genel zararlarına ek olarak kadınlarda adet bozuklukları ve erken menopoz sık görülmektedir. Ayrıca menopoz sonrası kemik erimesi (osteoporoz) sigarayla birlikte artış göstermektedir. Doğum kontrol hapları kullanan kadınlarda kalp damar sistemi hastalıkları riski sigarayla birlikte oldukça artmaktadır. Kadınlarda genel olarak 50 yaşın altında enfarktüs nadir görüldüğü hâlde sigara içenlerde bu hastalık içilen sigara miktarıyla paralel şekilde artmaktadır. Başka risk faktörleri (kolesterol-lipid yüksekliği, hipertansiyon, diyabet, doğum kontrol ilaçları kullanma…) bir arada olduğunda bu tehlike çok daha artmaktadır. Sigara içen kadınlarda kısırlık oranı artmakta, cinsel fonksiyonlarda azalma meydana gelmektedir. Sigara kadınları estetik açıdan da olumsuz yönde etkiler. Sigaraya bağlı olarak cildin kanlanmasının azalmasıyla esnekliği azalır, kurur ve daha çabuk kırışmalar ve sarkmalar gösterir. Saçlar canlılığını kaybeder ve daha çabuk dökülür. 

Gebelik ve Sigara 

Anne karnındaki bebeğin gelişmesini etkileyen en önemli faktör sigaradır. Gebelik sırasında annenin sigara içmesi bebeğin sağlığı açısından büyük bir felakettir. Sigara dumanındaki nikotin ve karbonmonoksite bağlı olarak kan dolaşımının bozulmasıyla bebeğin beslenmesi engellenir. Bunun sonucu olarak bebekte gelişme geriliği oluşur. Sigara içmeyle paralel şekilde düşük, erken doğum, ölü doğum ve doğumdan sonra erken bebek ölümü oranları artmaktadır. Sigara kullanımı ile anormal gebelik olayları (plasentanın anormal yerlere yerleşmesi, doğum zarlarının erken ayrılması veya yırtılması… ) arasında yakın ilişkiler bulunmaktadır. İçilen sigara sayısı ile düşük doğum tartılı bebekler arasında belirgin bir paralellik tespit edilmiştir. Kilo eksikliği yanı sıra bu çocuklarda boy uzunluğu, göğüs ve baş çevresi değerleri de normalin altındadır. Hamilelik sırasında sigara içen annelerin çocuklarının doğumdan sonraki gelişmelerinin de daha zayıf olduğu; bunların psikolojik ve duygusal sorunlar gösterdikleri, okul başarı oranlarının, dikkat düzeylerinin düşük olduğu tespit edilmiştir. 

İçmeden Sigara Dumanına Maruz Kalma (Pasif İçicilik) 

Sigara dumanı zehirli ve kanserojendir. ABD İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü sigara dumanını “iş yeri kanserojeni” olarak tanımlamıştır. Sigaranın yan dumanında oksidasyonlar sonucu kanser yapıcı maddeler çok daha yüksek oranlara çıkmaktadır. İnsan hayatının büyük bir kısmı kapalı mekânlarda geçmektedir. Bu yerlerde sigara içildiğinde dumanına maruz kalanların içenler kadar etkilendikleri ortaya konmuştur. İçmediği hâlde dumanına maruz kalanlarda kısa dönemde baş ağrısı, göz-burun, boğaz tahrişi, mide bulantısı… gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır. Ancak uzun vadede bunlarda da sigara içenlerdekine benzer hastalıklar baş gösterir. Sigara içenlerin eşlerinde akciğer kanseri 2 -3 kat, kalp hastalığından ölüm oranı 4 kat yüksek bulunmuştur. Sigara içen ailelerin çocuklarında solunum rahatsızlıkları oldukça yüksek oranlarda ortaya çıkmaktadır. 

Sigaranın Ekonomik ve Sosyal Zararları 

Sigara büyük çapta iş kaybına yol açtığı gibi, oluşturduğu hastalıklar nedeniyle de uzun süreli tıbbi bakım ve tedavi masraflarına neden olur. Sigara dumanı yorgunluk ve baş ağrısı oluşturarak iş verimini azaltır. Sigaranın yol açtığı hastalıkların teşhis ve tedavi harcamaları, iş gücü kaybına bağlı ekonomik zararlar, dikkatsiz sigara tiryakilerinin yol açtığı yangınlar sebebiyle ortaya çıkan can ve mal kayıpları küçümsenemeyecek boyutlardadır. Sigara izmaritinin yol açtığı çevre kirliliği ve bunların temizlenmesi için yapılan masraflar ciddi 8 

boyutlardadır. Sigaraya karşı mücadele için bilhassa Batılı ülkelerde çok büyük harcamalar yapılmaktadır. Dar gelirli bağımlıların, gelirlerinin önemli bir bölümünü sigaraya harcamaları eş ve çocuklarına mahrumiyet yaşatmakta, bazen de rüşvet, hırsızlık… gibi yasa dışı yollara sürüklenmelerine neden olmaktadır. Sigara hem sağlığı hem toplumu ve hem de ahlakı bozan amansız bir düşman gibidir. 

Sigara İçme Yaygınlığı 

Sigara sanayinin 1918 yılında kurulmasıyla birlikte sigara alışkanlığı 1960’lı yıllara kadar hızla artmıştır. Avrupa’da 1950’li yıllarda erkeklerde sigara içme oranının %70 olduğu belirtilmektedir. Sigara firmalarının sponsorluğunda tüm film kahramanlarının, sanatçıların, siyasi kişilerin, kısaca toplumun rol model aldığı tüm figürlerin sigaranın yaygınlaşması için birer araç olarak kullanılması bu dönemin tipik özelliğini oluşturmaktadır. Adeta sigara içmenin toplumda ayrıcalıklı bir üst kimlik gibi algılatılması başarılmıştır. Sigaranın zararları konusunda yeterli bilgi birikimi oluştuktan sonra özellikle 1970’li yıllardan itibaren gelişmiş Batı ülkelerinde sigara tüketiminde düzenli bir düşüşe geçildiği hâlde, üçüncü dünya ülkelerinde bunun tam aksi yönde sigara tüketimi hızlı bir artış göstermiştir. Bunun temel nedeni gelişmiş ülkelerdeki kısıtlamalar karşısında sigara firmalarının kampanyalarını yeni pazarlara yöneltmeleridir. Sigaranın yaygınlaşmasıyla birlikte sigarayla ilişkili hastalıklarda da büyük artışlar olmuştur. Türkiye, kişi başı sigara tüketimi açısından Avrupa ülkeleri arasında Yunanistan’dan sonra ikinci sırada yer almaktadır. 1988 yılında yapılmış çalışmalara göre ülkemizde sigara içme oranı erkeklerde %63, kadınlarda %27 kadardır. Sigara içenlerin %20’si sigaraya 11-14’lü yaşlarında başlamaktadır. 

Sigara ile Mücadele 

Sigaranın zararlarıyla ilgili olarak on binlerce makale yayımlanmıştır. Bu yoğun bilgi birikimine rağmen pasif içiciliğin zararları ancak 1970’li yıllarda anlaşılmıştır. Bu konudaki bilimsel araştırmaların sonuçları topluma yansıyınca gelişmiş ülkelerde sigara karşıtı kampanyalar başlatıldı. Bu kampanyalarda sigara içmeyenlerin sağlığının korunması ve içenlerin topluma verdiği zararlar dile getirildi. Bunun sonucunda gelişmiş ülkelerde sürekli ve kapsamlı politikalar izlenerek toplumun sağlığının korunmasının yanı sıra milyonlarca kişinin sigarayı bırakması sağlandı. İngiltere’de 1965, Kanada’da 1972 yılanda televizyonlarda sigara reklamları yasaklandı. Norveç’te 1973’te bütün yayın organlarına yasak getirildi. İngiltere’de 9 

1971’de toplu taşıma araçlarında sigara yasağı kondu. Benzer uygulamalar Almanya, ABD gibi diğer ülkelerde de yapıldı. ABD’de pek çok işyerinde sigara yasağı uygulandı. 

Gelişmiş ülkelerde artık sigara içmeme toplumsal bir değer olarak kabul görmekte ve içmeyenlere daha fazla itibar edilmektedir. Buna karşılık sigara içenlere hastalıklı/bağımlı insan gözüyle bakılarak değersizleştirilmektedir. “Sigarasız hayat” tüm insanlar için temel bir haktır. Aynı ortamı paylaşanlardan birinin diğerlerinin yanında sigara içmesi ahlaki ve hukuki olarak hakka tecavüzdür. İnsanlar bu konuda duyarlı olmalı, birbirini uyararak dumansız ortamlar oluşturmalıdır. Sigara alışkanlığının önlenmesi öncelikle bir eğitim sorunudur. Temel hedef sigara alışkanlığı kazanmamış çocuk ve gençlerin korunması, bu konuda bilinçlendirilmesi olmalıdır. Bunun asgari şartı onlara kötü örnek olmamak, en azından yanlarında içmemektir. 

Sigara ve Müslümanlar 

Müslüman şahsiyet temel misyon olarak kendisini ve çevresini iyiye, güzele, doğru olana yönelten; kendini ve çevresini kötülükten, yanlışlıktan, çirkin işlerden arındıran ve gerektiğinde bu uğurda her türlü fedakarlığı göze alan, insanlara güzel örnek olan kişidir.“Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz, iyiliği emreder, kötülüğü engeller ve Allaha inanır / güvenirsiniz” (Al-i İmran suresi 110). İslam’da gerek kendine gerekse başkalarına zarar vermek yoktur. Aksine insanlara eza, sıkıntı veren şeyleri ortadan kaldırmak imanın bir gereği sayılmaktadır. Müslümanın eza verici şeyleri gidermek bir yana bizzat insanlara rahatsızlık vermesi, sigara izmaritlerini ortalığa atarak çevreyi kirletmesi… bu prensiplerle ne kadar çelişmektedir. Kur’anda haramların açıkça belirtildiği ayetler yanında bir de Araf 157 gibi haram ve helallerin illetini (haramlık ve helallik sebeblerini) belirten son derece dikkat çekici bir ayet daha bulunmaktadır. 

“……O Peygamber onlara tayyibatı (iyi, temiz, sağlıklı, hoş şeyleri) helal, habaisi (pis, mundar, kötü, zararlı şeyleri) haram kılar…” (Araf 157). Bu ayet, helal ve haramlarla ilgili evrensel ve kıyamete kadar insanlığa rehberlik edecek temel ilkeyi sunmaktadır. Yoksa tüm haramların / helallerin tek tek sayılması ancak bir dönem için mümkün olabilirdi ve sonrası için Kur’an, dinamizmini, çağlar üstü niteliğini kaybederdi. İnsan potansiyel olarak akletme, muhakeme, irade, sevgi, merhamet… gibi üstün niteliklerle donatılmış bir varlıktır. Ancak çoğunlukla uyarılmaya, yol gösterilmeye ve bilinçlendirilmeye ihtiyaç gösterir. Bir insanı ancak kendisi (özgür iradesiyle) engelleyebilir. 

Kaynaklar 


American Cancer Society. Health Risks of Using Tobacco. American Cancer Society; 2020. https://www.cancer.org/cancer/risk-prevention/tobacco/health-risks-of-tobacco/health-risks-of-smoking-tobacco.html Erişim Tarihi: 20.03.2023. 
Bannie, R.J. The Effects of Tobacco Use on Health. Public Health Implications of Raising the Minimum Age of Legal Access to Tobacco Products, Eds: Bonnie RJ, Stratton K, Kwan LY. Washington (DC): National Academies Press (US); 2015. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK310413/ Erişim Tarihi: 12.06.2023 
CDC (Centers for Disease Control and Prevention). Smoking & Tobacco Use/ Health Effects. Office on Smoking and Health, National Center for Chronic Disease Prevention and Health Promotion. https://www.cdc.gov/tobacco/basic_information/health_effects/index.htm Erişim Tarihi: 23.06.2023 
CDC (Centers for Disease Control and Prevention). Tobacco & Cancer. Division of Cancer Prevention and Control. https://www.cdc.gov/cancer/tobacco/ Erişim Tarihi: 15.08.2023. 
Khani, Y. et al. Tobacco Smoking and Cancer Types: A Review. Biomedical Research and Therapy. 2018; 5(4), 2142-2159. https://doi.org/10.15419/bmrat.v5i4.428 Erişim Tarihi: 15.04.2023. 
Le Foll, B. et al. Tobacco and nicotine use. Nat Rev Dis Primers 8, 19 (2022). https://doi.org/10.1038/s41572-022-00346-w Erişim Tarihi: 15.08.2023. 
Marques, P. Et al. An updated overview of e-cigarette impact on human health. Respir Res 22, 151 (2021). https://doi.org/10.1186/s12931-021-01737-5 Erişim Tarihi: 10.03.2023. 
Parmar, M. P. et al. A Systematic Review of the Effects of Smoking on the Cardiovascular System and General Health. Cureus, 15(4), e38073. 2023 Apr 24; https://doi.org/10.7759/cureus.38073 Erişim Tarihi: 10.07.2023. 
West, R. Tobacco smoking: Health impact, prevalence, correlates and interventions. Psychol Health. 2017 Aug;32(8):1018-1036. doi: 10.1080/08870446.2017.1325890. Erişim Tarihi: 10.07.2023. 
WHO (World Health Organization). Tobacco. https://www.who.int/health-topics/tobacco#tab=tab_1 Erişim Tarihi: 17.04.2023. 11 


SD (Sağlık Düşüncesi ve Tıp Kültürü) Dergisi 2023/1 tarihli, 63. sayıda sayfa 78 – 83’de yayımlanmıştır.