Yazar

Sayader

Browsing

SAĞLIK VE YAŞAM DERNEĞİ BAŞKANLIĞINDAN

Derneğimizin Olağanüstü Genel Kurul toplantısının video konferans sistemiyle,
23 Aralık 2022 tarihinde, saat 19:00 salt çoğunlukla, salt çoğunluk sağlanamadığı
takdirde çoğunluk aranmaksızın 29 Aralık 2022 tarihinde saat 19:00 ve aynı şekilde
aşağıdaki gündemle yapılmasına ve yapılacak genel kurul toplantısına ilişkin
tarih, yer, gündem ve saat bilgilerinin internet sitesi yoluyla üyelere duyurulmasına
oybirliği ile karar verilmiştir.

Üyelerimizin hazır bulunmaları önemle rica olunur.

İnsan vücudunun %50-70’i sudan oluşmaktadır. Total vücut suyunun %65’i hücre içi, %35’i hücre dışındadır. Eski zamanlardan beri su hayatın vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Suyun hastalık önleyici ve tedavi edici etkisi ilk defa Çinli bilim adamı tarafından iddia edilmişken, modern hayatta suyun kanıtlanmış tedavi edici etkisi 1930’larda böbrek taşları üzerinde gösterilmiştir. Birçok böbrek dışı hastalıkta örnek olarak mesane kanseri, kolon kanseri ve kalp hastalıklarında suyun koruyucu etkileri gösterilmiştir. Yapılan bir başka çalışmada ise su tüketiminin sesin titreşimin artırdığı gösterilmiştir. Günde en az sekiz bardak su içilmesi son zamanların güncel önerisi olmuştur.

Kişiden kişiye ihtiyaç duyulan su miktarı ve vücuttaki dağılımı değişse de, vücut su dengesi böbreğin önemli rol oynadığı sıkı bir denetim mekanizması ile dengelenmektedir. Böbrekte taş hastalığı, idrar yolu enfeksiyonu gelişiminin önlenmesi ve tedavisinde; genetik geçişli polikistik böbrek hastalığı gibi böbrek hastalıklarında kistlerin büyümesini geciktirerek son dönem böbrek yetmezliği gelişimini önlediği bilinmektedir. Polikistik böbrek hastaları için uygun iklim koşullarında alınması önerilen sıvı miktarı kadın için 3 lt ve erkek için 4 lt olabilir.

Suyun fizyolojik öneminin biliniyor olmasına rağmen su alımı ve atılımı ile ilgili bilgiler kişisel kayıtlara bağlı olduğu için bu konuda çok az şey bilinmektedir. Su ucuz bir yöntem olmakla beraber fazlasının da zarar olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Prof Dr Rümeyza Kazancıoğlu

Bezmialem Vakıf Üniversitesi Rektörü

Nefroloji Bilim Dalı Başkanı

Türk-İslam alimleri arasında ilk filozoflardan biri olan Ebû Bekir er-Râzî, başta tıp olmak üzere felsefe, mantık, kimya, astronomi, matematik, musiki ve ahlâk sahalarında birçok eser yazmış ansiklopedik bir filozoftur. 251/865 tarihinde Rey’de doğmuş ve yine aynı şehirde 313/925’de vefat etmiştir. Tam adı ‘Ebû Bekir Muhammed b. Zekeriya b. Yahya er-Râzî’ olan filozof ‘Ebû Bekir (Zekeriya) er-Râzî’ olarak tanınmıştır. Bir takım farklı rivayetlere rağmen, delillerin çoğunluğu onun Türk asıllı Sünni bir filozof olduğunu gösterir. Düşünce tarihçileri, tıp sahasındaki ehliyetinden dolayı, kendisini İslam dünyasının en büyük hekimi kabul edip ona ‘Calinûsu’l-Arab (Arapların Galen’i)’ ünvanını vermişlerdir. Batı ilim dünyasında genellikle “Rhazes” diye anılan Râzî’nin eserlerinin sayısı tam olarak bilinmemekle birlikte, 200 civarında olduğu, 59 tanesinin günümüze ulaştığı belirtilmektedir. Birçok eserinin başta Latince olmak üzere diğer batı dillerine tercüme edilerek uzun yıllar Avrupa’daki tıp fakültelerinde okutulması, bilim dünyasında tartışılması, sonraki dönemlere tesir etmesi kimya ve tıp sahasındaki ehliyet ve üstünlüğüne işaret ederi. Halen Paris Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin konferans salonunda Râzî’nin bir portresi bulunmaktadırii. 

Râzî, simya ile tıp arasında ilişki kurarak simyadaki bilgilerini tıbba uygulamış, tıbbî ilaçlarda kimyevî karışımları kullanmış ve böylece simyayı tıbbın hizmetine sunan ilk kişi olmuştur. Ayrıca kendinden önceki hekimlerin eserlerinde yer almayan ve ilk defa kendisinin hazırladığı birtakım kimyevî ilaçlarla hastaları tedavi etmiştir. Simya uygulamasında naturalistik teorileri tecrübî metoduyla pratiğe taşımıştır. Aynı tecrübî yaklaşımı daha sonra tıbba da uygulamıştır.  

Râzî simyayla ilgili birçok eser yazmıştır. Bu sahadaki eserlerinin en önemlisi ve en büyüğü olan ‘Kitabu’ssırru’l-esrar’ günümüze ulaşmıştır. Almanca’ya tercüme edilmiş olan eser yıllarca Avrupa’da müracaat kitabı olmuş ve modern kimyanın temellerini atmıştır. Bu sahadaki çalışmalarında Aristoteles (m.ö.384-322), Galen (130-200) ve Cabir b. Hayyan (ö.200/815)’dan etkilenmiş olan filozof, batinî yorum ve hurafeleri doğru olarak kabul etmemiş ve eserlerinde onlara yer vermemiştir. Râzî’nin fiziki kimyanın temellerini oluşturan kimya görüşü ile Cabir b. Hayyan’ın maddelerin birbirine dönüşebileceğini öngören ruhi kimya görüşü arasında benzerlikler olduğu gibi önemli farklar da vardır. Cabir’in kimyasının sembolik ve metafizik boyutları Râzî’nin kimyasında görülmemektedir.  

Bir laboratuvar kurarak çeşitli deneyler yapan ve deneylerinde tecrübe ilminin kurallarını ortaya koyan Râzî’nin önemli kimyevî keşifleri arasında sülfürik asit, kükürt asitleri ve damıtılmış alkol bulunur. Râzî, demir sülfürleri ilk defa damıtarak hazırlayan kişidir. Râzî’nin asit elde etme yöntemleri halen kullanılmaktadır. Etil alkolü, nişastalı ve mayalanmış şekerli maddelerden damıtarak elde etmiştir. ‘Bir Saatte Şifa isimli risalesinde alkolün ilaç hammaddesi olarak nasıl kullanılacağını tarif etmiştiriii. Kimyevi çalışmaları esnasında çıkan gaz ve buharlardan gözlerinin rahatsız olmasından dolayı kimya ile ilgilenmekten vazgeçerek tıbba yönelmiştir. 

Dönemindeki birçok insanın yaptığı gibi, ilmî isteklerini gerçekleştirmek için çeşitli yerleri dolaşmış, ilim ve kültür merkezlerinde dil, edebiyat, tıp, felsefe, matematik ve astronomi alanlarında tahsil görmüştür. Yunan, Hint, Fars ve İslam tıbbını öğrendiği, bunun sonucunda Galen’den sonra hiçbir hekimin sahip olmadığı derecede tıp bilgisine sahip olduğu rivayet edilir. Tıbbı Galen’in bulup ortaya çıkardığı, henüz dağınık olan bu ilmi ilk defa Râzî’nin bütün kavramlarıyla sistemli bir bilim haline getirdiği ve İbn Sina’nın da eksikliklerini giderdiği ifade edilmektedir.  

Tıp sahasında öncülük ettiği yeniliklerden branşlaşma, hasta kaydı ve klinik tecrübe aktarımı dikkati celbeder. Hastaneyi daha kolay idare etmek ve hizmeti aksatmadan nöbetleşe yürütebilmek için hastaneye dahiliye, hariciye, nöroloji, ortopedi ve göz doktorlarından oluşan toplam yirmi kişilik bir uzman hekim kadrosu dahil etmiştir. Muayene sırasında hastanın yaşını, beslenmesini, geçirdiği hastalıkları, şikâyetinin ne olduğunu ve ne zaman başladığını sormuş, koyduğu teşhisleriyle birlikte bütün bulguları, ayrıca hastalığın günden güne izlediği seyri ve hastalarla ilgili bütün gelişmeleri kayda geçirmiştir. Bilgi ve tecrübelerinden istifade etmek isteyen birçok öğrenci ve hekimin hastanedeki günlük vizitelerinde kendisini takip etmesini tesis etmiştir. 

Râzî tıp sahasında da hem pratiğe hem teoriğe önem vermiştir. Ona göre hekimin başarılı olabilmesi için sahasındaki kitapları okuyarak teorik yönünü geliştirmesi, sonra hastalar üzerinde pratik yapması gerekir. Bu noktadaki görüşleri ile Hipokrat ve Galen’in görüşleri arasında önemli benzerlikler vardır. Râzî, kuramsal tıpta Galen’in bir öğrencisi, pratik gözlem ve tedavide Hipokrat takipçisi kabul edilir.  

Râzî’nin tıbbi keşifleri şöyle sıralanabilir:  

1) Kişisel gözlem ve kitaplarıyla eski tıp kitaplarının eksiklerini tamamlamaya gayret etmiş, bu düşünceden hareketle, hasta başında ilk klinik dersi veren Türk-İslam hekimi olmuştur.  

2) ‘el-Cuderi ve’l-hasbe isimli eserinde çiçek hastalığıyla kızamık arasındaki farkı belirleyip tanımlamalarını yapmıştır.  

3) İlk kez, dikiş için operasyonlarda koyun bağırsağı kullanan hekimdir.  

4) İlk kez, antiseptik olarak etil alkolü kullanan hekimdir.  

5) Ateşin fiziksel olarak düşürülmesi gerektiğini söyleyen ilk hekimdir. Bunun için yüksek ateşli hastaları ılık suya batırılmış çarşaflara sarmıştır.  

6) Kıl fitili denen, yaralardan ve ameliyattan sonra ameliyat yerlerinden cerahat çıkarmaya yarayan ‘seton’u tıp tarihinde ilk defa bulan ve kullanan kişidir.  

7) Râzî, eczacılıkta beyaz kurşun merhemini ilk defa kullanan eczacı hekimdir. Bu ilaç daha sonraları Batılılarca ‘Album Rhases’ diye anılmıştır.  

8) Hastalık teşhisinde idrar ve nabzın büyük öneme sahip olduğunu ifade ederek bu konuda ayrı bir başarı sağlamıştır.iv  

Batı dünyasında Râzî, isminden dolayı ‘Rhazes, Razes, Raghensis, Ar-Rasis‘, baba adı Zekeriya dolayısıyla ‘Fili zachariae‘, hekimliğinden dolayı ‘Medicus’ ve künyesinin ‘Ebû Bekir’ olmasından dolayı da ‘Albubator yahut Bubcaris’ gibi farklı biçimlerde adlandırılmıştır. Eserleri içinde üç tanesi büyük önem taşımaktadır. Dönemin Rey valisine ithaf ettiği ‘Kitâbu’l-Mansûrî’ Latince’ye tercüme edilmiş ve 13. yüzyıla dek Avrupa tıp okullarında okutulan klasik ders kitapları arasında yer almıştır. Râzî’nin en hacimli tıp kitabı olan, eski ve yeni tıbbın bir indeksi niteliğindeki ‘Kitâbu’l-Hâvî’ adlı eseri ‘Continents‘ adıyla Latince’ye çevrilmiş, 1486-1542 yılları arasında 5 kez basılmıştır. Bu eserde Râzî kendinden önceki birçok alimden alıntı yaptıktan sonra, ayrı bir başlık altında kendi tecrübe ve görüşlerini ifade etmiştir. Çiçek ve kızamık hastalıkları konusunda yazılmış ilk eser olan ‘Kitâbu’l-cuderi ve’l-hasba‘ ise Latince’ye, Fransızca’ya, İngilizce’ye ve Almanca’ya çevrilmiş; 1498- 1866 yılları arasında 40 kez basılmıştır.  

“Bir kantar (44 okka) ilim bir okka edebe muhtaçtır.”v kelamı kibarı meşhur olan Râzî, tıp biliminde etik kurallarından bahsettiği Ahlaku’t-tabip gibi eserleriyle çığır açmıştır. Uyguladığı ileri görüşlü eğitim usulüyle Râzî, derslerinde öğrencilerini seviyelerine göre halka halinde oturtmuştur. Ortada kendisi bulunmuş, en kıdemli öğrencileri iç halkayı, daha tecrübesiz öğrencileri orta halkaları, yeni öğrenciler ve ziyaretçiler ise dış halkayı oluşturmuştur. Bu sayede dışardan gelip soru soranlar en tecrübesiz öğrenciyle muhatap olmuş, tatmin edici cevap bulunamadığı takdirde son tahlilde sorusu Râzî’ye aktarılmıştır. Râzî, bu usulü takip etmek suretiyle hem öğrencilerinin rahatlıkla cevap verebilecekleri mahiyette sorularla fuzuli meşgul olmamış, hem de öğrencilerine, öğrendiklerini başkalarına aktarma ve pratiğe dökme imkânı vererek bilgilerinin kalıcı olmasını sağlamıştır.vi 

Râzî, hastalıkların tedavisinde musikişinaslık rolünü de kullanmıştır. Bilhassa müziğin psikolojik hastalıkların tedavisinde ilmi esaslarını kuranlar arasındadır ki Et-Tıbbu’r Ruhani (Ruh Sağlığı)’ adlı eserinde melankolinin tedavisi üzerinde durmuşturvii. İslam medeniyeti döneminde psikolojik hastalıkların tedavisinde ilaç ve müzikle tedavi yöntemlerini kullanan Er-Râzî, Farabi, İbn Sina gibi Türk-İslam hekimlerinin uygulamaları gerek Selçuklu gerekse Osmanlı hekimleri tarafından tatbik edilerek 18. yüzyıla kadar geliştirilmiştirviii. Bu birikimle Amasya, Sivas, Fatih ve Edirne Darüşşifaları’nda kullanılan Klasik Türk müziğinin makamları, zaman içinde sınıflandırılmış, Râzî, Farabi, İbn-i Sina, Hasan Şuuri, Hekimbaşı Gevrekzade Hafız Hasan Efendi gibi önemli kişilerin bu konuda yazdıkları eserler günümüze kadar ulaşabilmiştirix. 

Türk-İslam alimleri içinde kimyadan tıbba, musikiden ahlaka kadar pek çok dalda çığır açmış; ilminin ve eserlerinin tesiri tüm dünyada asırlar boyu sürmüş olan Ebû Bekir er-Râzî’nin hayatına dair makalelerden derlediğimiz bu yazının, ilim yolcularına rehberlik etmesini temenni ederiz.  

Gıda Kimyageri 

Saadiyye Eryılmaz 


i KAYA, Elif. “Xvııı. Yüzyıla Ait Bir Tıp Yazması Üzerine: Terceme-i Kitâb-ı Ebûbekir Râzî.” Electronic Turkish Studies 11.21 (2016).

ii Karaman, Hüseyin. “Bir Biyografi Denemesi: Ebû Bekir Er-Râzî.” Journal of Divinity Faculty of Hitit University 3.6 (2004).

iii Tabibin Ahlâkı ve Bir Saatte Şifa Risaleleri, Müellif Ebu Bekr Muhammed bin Zekeriyya er-Râzî, Tabibin ahlâkı / takdim ve tahkik Dr. Abdu’l-Latif Muhammed el-Abd ; çeviri Hikmet Akpur, s. [11-50] — Bir saatte şifa / neşreden izzet el-Attar ; çeviri Hikmet Akpur, s. [53]-71.Merkezefendi Geleneksel Tıp Derneği, İstanbul, 2013.

iv A.g.e.

v Ersoy N. Aile Hekimliğinde Etik Eğitimi, Tıp Etiğine Giriş Ders Notları, https://studylibtr.com/doc/1040924/t%C4%B1bbi-eti%C4%9Fe-giri%C5%9F—kocaeli-%C3%BCniversitesi-t%C4%B1p-fak%C3%BCltesi, Erişim Tarihi. 27.08.20.

vi Karaman, Hüseyin. “Bir Biyografi Denemesi: Ebû Bekir Er-Râzî.” Journal of Divinity Faculty of Hitit University 3.6 (2004).

vii KARA, Sadık. “Musiki ve Tıp.” Sağlıkta Nabız Dergisi 25 (2007): 54-55.

viii SOMAKCI, Pınar. “Türklerde müzikle tedavi.” Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 1.15 (2003): 131-140. ix Birkan, Z. Işıl. “Müzikle Tedavi, Tarihi Gelişimi Ve Uygulamaları.” Akupunktur Ankara (2014): 37.

Sağlık çok boyutlu bir kavram olarak ele alınır. Sadece bedensel bir iyilik hali sağlığı tanımlamaya yetmez. DSÖ’nün (Dünya Sağlık Örgütü) tanımına göre de sadece hasta olmama hali olmayıp fiziksel, ruhsal ve sosyal olarak da tam bir iyi oluş halidir. Bu iyi oluş hali, biliyoruz ki ailevi sorunlar diyebileceğimiz aile içi iletişimi de etkiler. Aile içinde bir noktada başlayan olumsuzluk diğer aile üyelerine de kolayca yayılır… Ve ev mesken olmaktan yani sakinleşilen yer olmaktan çıkıp çatışmaların, bitmek tükenmek bilmeyen tartışmaların yaşandığı bir arenaya dönüverir.

Mesnevi, Mevlana’nın en çok bilinen, orijinali Farsça olup, birçok dile çevrilen eseridir. Mevlâna Mesnevisinde anlatmak istediklerini hikayelerle anlatmış olup, farklı ve güzel sembollere yer vermiştir. Biliniyor ki, Mevlâna diğer eserlerinde de sık sık semboller kullanmıştır.  Mevlâna, günümüzde İran-Afganistan civarında bulunan Belh şehri, 1207 yılı doğumludur. 1273 yılında, Konya’da vefat etmiştir ve türbesine defnedilmiştir.