Yazar

admin

Browsing

Sağlıklı yaşamak artık günümüz insanının çok önem verdiği ve planları arasına aldığı bir konu haline gelmiştir. Son yıllarda yaşam süresinin uzaması yanında hastalıkların da çoğalması, bireyleri bu ömrün nasıl sağlıklı geçirileceği düşüncesine sevk etmiştir.

Hekim öncelikle sağlıklı olmak için uyulması gereken kuralları bildirir; böylece sağlıklı yaşam sağlanır. Eğer tüm tedbirlere rağmen hastalık ortaya çıkarsa tedaviye geçilir. Sağlıklı yaşam konusundaki bilgilerin sadece hastalara değil tüm insanlara ulaştırılması gerekmektedir.

Tarihin her döneminde ve her coğrafyada hekim vardı ve tedavi ediyordu. Evler ona göre inşa ediliyor, mutfak o bilgilere göre şekilleniyor, giyinmek, yıkanmak, uyumak onların önerdiği kurallara göre yapılıyordu.

Osmanlı Tabiplerinin “esbab-ı sitte-i zarûriye” yani “zorunlu olan altı sebep” dedikleri, sağlık konusunda bilinmesi ve uyulması gereken temel kurallardı. Bu kurallar genel olarak:

  • Hava ve onunla ilgili konular (mevsimler, yaşanan yerler, giyim kuşam)
  • Yemek-İçmek konusundaki bilgiler
  • Spor, hareket ve hareketsizliğin sağlığa etkisi
  • Duyguların sağlığa etkisi
  • Uyku ve onunla ilgili kurallar
  • Arınmak; vücutta kalıp atılamayan maddelerden kurtulmaktır.

Hava

Osmanlı hekimleri sağlıklı yaşam için en önemli unsurlardan ilkinin hava olduğunu bildirir. Hava, insan için en lüzumlu ve en vazgeçilmez olan unsurdur ve beden ona muhtaçtır. İnsan nefes almadan bir an bile duramaz. Bu yüzden aldığımız havanın kalitesi sağlığımız için çok önemlidir. Solunan temiz havanın ruha rahatlık verdiği belirtilir.

Taze hava ömrümüzün mayası gibidir. İnsan hayatı için önemli olan şey, soluduğu havanın “İyi hava” vasfında olmasıdır. “İyi hava nasıl olmalıdır ve iyi havanın göstergesi nedir?” derseniz; solunan hava temiz olmalı, saf görünmeli, kötü kokular içermemeli, tozdan buhardan tüten nesnelerden, dumandan uzak olmalıdır.  İnsan bu havayı soludukça “safa buluyor” rahatlıyorsa   başı ağrımıyorsa, gündüz vakti uykusu gelmiyorsa bu hava iyidir.

“Havanın mutedil olanı iyidir”. Yani ne çok sıcak ne de çok soğuk olmalıdır. İnsanın yaşaması için güneşin ısıttığı ılıman havalara ihtiyaç vardır. Havayı etkileyen diğer etkenler toprak ve sudur. Dağlar, yüksek yerler, derin çukurlar, göller, akarsular hepsi içinde yaşadığımız havayı farklılaştırır.  Oturulan yerlerin açık ve havadar yerler olması gerekir. Nemden uzak, iyi rüzgarların estiği mekanlarda yaşamak ömrü uzatır. Yaşam alanları, yüksek duvarlar arasında, dar alanlarda, yüksek ve sık ağaçlar arasında, çukur yerlerde değil, yüksek veya tepe olan yerlerde kurulmalıdır. Buralar, kuzey tarafı açık, iyi ve soğuk rüzgârların etkisi altında olan yerler olmalıdır. İçinde yaşanan evler, yüksek tavanlı olup kapısı gün doğusuna açılmalıdır. Kuzeyden esen poyraz rüzgârlarına ve doğudan esen rüzgârlara açık olması önerilen evlerin içine güneş girmelidir. Ayrıca incir, ceviz ağacı gibi büyük gövdeli ağaçların altındaki havanın iyi hava olmadığı, buralarda oturulmasının sakıncalı olduğu unutulmamalıdır.

Yılın dört mevsimi arasında en ılımlısı ilkbahardır. İlkbahar yaşamın neşe içinde olduğu bir zamandır. Bu mevsimde gönüller ferah bulur. Hekimler ilkbaharda havaların ısınmasıyla birlikte vücutta kıştan kalan, atılmamış olan zararlı maddelerin erimesi ve vücuda yayılmasından kaynaklı hastalık oluşmasından korkarlar. Bu sebeple bu artık maddeler yayılmadan önce tedbir alıp temizlemek hastalıkların önünü almak gerekir.

Hipokrat: “Bahar mevsimi bedenin terazisidir. Bünyedeki her bir zararlı maddeyi ortaya çıkarır ve onu tartarak bildirir. Akıllı olan bu tartıyı öğrenir, ağır veya hafif durumu fark eder ve bunu giderir.” der.

İlkbaharda kıştan kalan zararlı maddeler temizlendikten sonra dikkat edilecek birkaç nokta vardır; Özellikle ağır olmayan, hafif yiyeceklerden ve tercihen az miktarda yenmelidir. İlkbaharda sabah yemeğinden önce hafif bir spor yapılmalıdır.

Yaz mevsiminde havanın tabiatı sıcak ve kurudur. Çok sıcak hava benzi sarartır, ruhu bunaltır.

İbn-i Sina: “Yaz günlerinde sağlığa uygun hareket; ağır yiyeceklerden sakınmak, az yemek, sıcakta yürümemek ve soğuk havalı yerlerde oturmaktır.” der.

Sonbaharın tabiatı soğuk ve kurudur. Bu mevsimde daha çok sıcak tabiatlı ve yaş gıdalar yenmeli ve kuruluğu artıracak gıdaların yenmemelidir. Sonbaharda bedeni soğuktan saklamak gerekir. Bu mevsimde vücuda çörek otu yağı gibi sıcak nitelikteki yağları sürmek iyi gelir. 

Kış mevsiminin tabiatı soğuk ve nemlidir. Kış mevsimi hekimlerin sevdiği bir mevsimdir. Soğuk hava bedeni dinlendirir, hazmı kolaylaştırır ve yüzün rengini yerine getirir. Kışın, sindirim kuvvetli olduğundan kuvvetli yemek yemeli, et çok tüketilmelidir. Kışın sporu artırarak uygulamalı, çokça yapmalıdır.  

Yaşamak için insanın olmazsa olmazı hava olduğundan bu havayı etkileyen unsurlar olan toprak, su ve güneşin konumuna da çok dikkat etmek gerekir. Yaşadığımız yerlerin özelikleri insanların yaşamının niteliğini etkiler. Yaşam için yüksek dağlık yerleri tercih etmeliyiz. Böyle yerlerin havası insan bedenini kuvvetlendirir, yüzün rengini düzeltir, iştahı artırır, yaşlanmayı geciktirir. Alçak yerlerin havası durgun, hareketsiz, rüzgârsız ve sıcaktır, nemlidir. Böyle yerlerde yaşamak benzi soldurur, nefes almayı zorlaştırır, iştahı keser, anlama kabiliyetini köreltir, duyguları zayıflatır, çabuk sinirlenen insanlar haline getirir. 

İnşa edilen evler yüksek tavanlı ve kapıları büyükçe olmalıdır. Evin ana yönü ve kapısı gün doğusuna doğru bakmalıdır.  Evin kuzey tarafı yani poyraz tarafı açık olmalıdır. Güneş ışıkları evin her yerine girmelidir. 

Bedenin sağlığına önem veren ve özen gösteren kişi, bedeni aşırı soğuk ve sıcağın eziyetinden korumaya ihtimam göstermelidir. Sağlığını korumak isteyen insan giydiği kıyafetleri mevsimlere ve havaya göre seçmelidir. Onun için kumaş çok önemlidir. Elbiseler genellikle pamuk, keten, ipek, yün ve bunların karışımından yapılır. Sağlıklı olmak için kışın sıcak nitelikli kumaşlar, yazın soğuk nitelikli kumaşları tercih edilmelidir. En çok övülen elbiseler pamuklu kumaştan olanlardır. Keten ve pamuktan dokunan kumaşlar soğuk niteliklidir. İpek, ketenden sıcak fakat pamuktan soğuktur.

Yemek İçmek 

Yediğimiz yemek gıda mı, deva mı?

Deva denilen ve ilaç olarak kullanılan otların köklerdir ve gıda niyetiyle yenmemelidir; vücudun dengesini bozar hastalık yapar. 

Osmanlı hekimlerinin çok önem verdikleri ikinci nokta iyi gıdalardır. Ekmek, et ve tereyağı en ön sırada gelen iyi gıdalardır. Buğday, insan tabiatına en uygun gıdadır. Ekmek, en iyi gıdalardandır ve nitelikleri de iyi olmalıdır. 

İyi et temini için; hayvanın haşarılıkla, öksüzlükle büyütülmemiş olması, uzak yerden sürülüp kahırla gelmiş ise birkaç gün dinlenmeden kesilmemesi gerekir. İyi bir et için hayvanın kesildiği bıçak bile önemlidir. Etlerin iyisi, kemiğe yapışmış olan etlerdir. Hayvanın çok hareket eden kısımlarının etleri iyidir böyle yerler semiz olur. Hayvanın kol ve bacak tarafındaki etlerden sonra boyun eti, sonra da kaburga tarafı iyidir.

Osmanlı hekimlerine göre ekmek ve etten sonra gelen en iyi gıda tereyağıdır. Yumurta da iyi gıda olarak kabul edilen besinlerdendir ve tek şartı rafadan yumurta olmasıdır. Meyvelerden iyi gıda olarak kabul edilen üzüm ve incir insan tabiatına uygun olup vücudun kuvvetini artırır ve onu besler. Taze meyvelerden nar da iyi gıdadır fakat nar mayhoş olmalıdır. Narın arkasından elma ve armut gelir. 

Ne zaman ve nasıl yemek yenmelidir? Hekimlerin tercihi; acıkıldığı zaman iyi gıdalardan aşırıya kaçmadan yemektir. Gıda olarak da doğal olan ve mevsiminde yetişen iyi gıdalardan tüketilmelidir. Osmanlıda yemek öğünü iki kere idi. Geç yenen bir sabah yemeği ve erken yenen bir akşam yemeği olurdu. Yemek yeme kurallarının en başında, acıkmadıkça yemek yememek, acıkınca da yemeği geciktirmemek gelir.  Yemek yemenin diğer önemli bir kuralı da, bir yemek hazmedilmeden başka bir yemek yememektir. Diğer önemli bir kural da yemek hazım olmadan uyumamaktır. Bir öğünde yavaş yavaş ve uzun zaman alacak şekilde yemek uygun olmadığı gibi çok hızlı yemek de zararlıdır. Çok çeşitli yemekleri bir öğünde yememek de sağlık için dikkat edeceğimiz diğer önemli bir noktadır.

Tatlı gıdaları ve yiyecekleri çok yemek veya devamlı tatlı yiyeceklerle beslenmek de hekimlerin uzak durulmasını önerdiği bir durumdur.

Su bedenin ihtiyacı olan esas maddelerdendir. Yiyeceklerin hepsinin gıda değeri olup çoğu besleyicidir. Suyun gıda değeri yoktur ama vücut için elzemdir. İçilen suyun da iyi su olması önemlidir.  İyi su; tadı lezzetli, görünüşü berrak, saf olmalı ve midede çabuk sindirilmelidir. Az içildiği halde susuzluğu gideren, içildiğinde ağzı tatlanmış gibi yapan su iyi sudur.

Kuyu suyu, akmayan durgun su zararlı sulardandır.

Hayatın devamı için bu kadar en önemli olan bir unsurunda içmenin kurallarının da çok iyi bilmek gerekir. İhtiyaçtan az su içmek vücudu kurutur, fazla içmek ise suyla birlikte gerekli minerallerin de vücuttan atılmasına neden olur. Uykudan uyanınca, aç iken, yürüyüp yorulmuş ve terli iken, yemek yedikten sonra su içmek tavsiye edilmemektedir.

Hareket 

Bilinmelidir ki insan, yemeği hazmettikten sonra geri kalan fazlalıkları atmak ve sağlığını korumak için harekete muhtaçtır. Sporun yapılabilmesi için yiyeceklerin hazmedilmiş olması gerekir. Bu zamanda yapılan sporla beden hafifler ve gerektiği derecede ısınır, organlar kuvvetlenir, yumuşar, yüze renk gelir ve iştah açılır. Böylece o şahıs başka hiçbir ilaca gerek kalmadan sağlığını korumuş olur. Önemli bir nokta da, spora başlarken ve bitirirken masaj yapmak, bedeni ovmak gerektiğidir. 

Yaşlıların ve hastaların da spor yapması gerekir fakat bu çoğu zaman güçtür. Ata binmek ve temiz havada yürüyüş yapmak bu grup fertler için de çok faydalıdır. Herhangi bir uzvun çok hareket etmesi o uzvun kuvvetli olmasına sebep olur. Masaj da bir çeşit spordur ve hekimlerin istedikleri amaca hizmet eder. Spor yapmakta istenen düzey şudur; beden ısınmalı, özellikle sırt ısınıp kızmalı, ter gelmeye başlamalıdır. 

Her organın bir özel sporu vardır. Gözün sporu güzelliklere, güzel şekillere ve yerlere bakmaktır. Kulağın sporu ise güzel sesler dinlemek, uygun konuşmalar işitmektir. Burnun sporu güzel kokular koklamaktır. 

Duygular

Uyku

Uyku sıhhatin en önemli ihtiyaçlarından biridir. Hekimler “Uyumak susup durmaya benzer, zira onda rahatlık vardır, gıdanın sindirimine yardım eder” derler. Uykunun en başta gelen faydası dinlenmek ve yiyecekleri sindirmektir. 

İyi uyku için kural bellidir; geceleyin, yemeğin midede hazım olup bağırsaklara geçmeye başlamasından sonra başlamalıdır. Bu da yaklaşık yemeğin yenmesinden en az iki saat sonra demektir. Uyku en uygun saatte, dengeli ve derin olmalıdır. Çok fazla uyumamalıdır. Akşamdan sabaha sekiz saat, uyku için ideal süredir.   

Uyunacağı vakit önce sağ tarafa sonra sola dönüp yatmalıdır. Vücudu sıcak tutacak örtülerle örtmelidir.  Sırt üstü ve karın üstü uyumak tavsiye edilmez.

Arınmak

Doğal yollarla vücudun arınması sağlıklı yaşam için mutlaka bilinmesi ve uyulması gereken bir yöntemdir. Vücutta kalan ve atılması gereken her “fazlalık” hastalıklara sebep olacağından bu konudaki ilk tedbir “az yemektir.”

Arınmak, hazımdan sonra vücutta kalan ve faydasız hatta zararlı olan maddelerden kurtulmak, temizlenmektir. Hazmedilmemiş artık maddeler vücuttan atılmazsa ilerde önemli hastalıklara sebebiyet verebilir. 

Vücudun doğal atılma yolları kusma, idrar, ter, burun akıntısı ve salyadır. Zararlı maddeler yendiğinde veya yenileni vücut hazmedemediğinde eğer mide bulanıp kusma belirirse kusmakta fayda vardır. Bağırsakların boşaltılması için yumuşak gıdalar yenmesi tavsiye edilir. İdrarın normal ve düzenli şekilde atılması sağlık için büyük önem taşır. Ter, organlarda yapılan hazmın fazlasının atılma yerlerindendir. Terlemek için hareket ve spor kafidir.

Kan aldırmak da arınmak için bir yoldur. Hekim tavsiyesi ve onayı ile yapılacak bu işlemin de çok önemli şartlarının, kurallarının olduğu unutulmamalıdır.

Kaynak: Osmanlı Hekimlerinin Sağlık Kuralları,  Prof. Dr. Ayten Altıntaş

Ailenizden birisi Alzheimer hastası ise ve siz ona bakmak durumundaysanız öncelikle bunun bir hastalık olduğunu kabullenmeniz gerekir. Aile büyüğünüzün sergilediği davranışlar ve söylediği sözler hastalığından dolayı olduğunu unutmamalısınız.

Her geçen gün azalan sözlü iletişim yerine hastanıza gülümseyerek, dokunarak iletişim kurabilirsiniz. Tekrarlanan her soruya aynı cevabı vermeye üşenmeyin. Sözlü iletişimi kolaylaştırın. Sözsüz iletişim ve teması her geçen gün arttırın.

Günümüzde grip salgını sözünü sık sık duyuyoruz. Hatta halk arasında bu salgına sebep olan İnfluenza virüsü ‘’ortalık mikrobu’’ olarak bilinir. Fakat grip pandemisi sözünü duymaya pek alışkın olduğumuz söylenemez. Pandemi diyebilmek için dünya genelinde birçok ülke insanını etkilemesi gerekir. Bir influenza virüsünün pandemiye sebep olması için insanların o viruse bağışık olmaması ve virüsün virülansı yüksek bir genetiğe evrilmiş olması gerekir. İnfluenza virüs alt tiplerinden en sık İnfluenza tip A pandemilerden sorumlu tutulur. İnfluenza tip A virüsü,  hemaglütinin ve nöraminidaz olarak adlandırılan yüzey antijenlerini ‘’antijenik kayma’’  mekanizmasıyla değiştirerek farklı bir genetik yapıya dönüşür ve böylece pandemiye sebep olur.

Günümüzde de dünya üzerinde birçok ülke yeni tip bir Corona Virüs nedeniyle grip pandemisi ile karşı karşıyadır. Ülkemizde de tanısı kesinleştirilmiş ve karantinaya alınmış vakalar vardır. Hal böyle iken geçmiş zamanda yaşanmış,  en fazla sayıda insanı etkileyen ve en fazla sayıda insanın ölümüne sebebiyet veren İspanyol Gribi Pandemisi tekrar gündeme gelmiştir.

İspanyol Gribi, sanıldığının aksine adını ilk olarak İspanya’da görüldüğü için almamıştır. 1918 yılında birçok ülkenin taraf olduğu, doğrudan ya da dolaylı olarak katıldığı Birinci Dünya Savaşı gerçekleşmiştir. Bu ülkelerde, savaş şartlarında oldukları için değişen oranda basına sansür uygulanmıştır. İspanya ise savaşa katılmayarak tarafsız kalan ülkelerdendir. Bu nedenle grip salgını görülmeye başlandığı andan itibaren İspanyol basınına yansımış ve halk haberdar olmuştur. Böylece grip salgınının ilk İspanya’da görüldüğü ve buradan tüm dünyaya yayıldığı izlenimi oluşmuştur,  fakat sonradan böyle olmadığı anlaşılmıştır (1).

‘’İspanyol Gribi’’ birbirini takip eden üç dalga halinde yayıldı.  4 Mart 1918’de Kansas’ta Camp Funston’da  aşçı olarak çalışan bir şahsın öksürük, ateş ve baş ağrısı şikayetlerinin mevcut olduğu ve sonrasında üç hafta içinde 1100 askerin hastaneye kaldırıldığı ve binlerce kişinin daha etkilendiği bildirildi. Bu vakanın birinci dalganın başlangıcı olduğu düşünüldü (2). Birinci dalgada hastalık hafif seyirliydi ve kısa sürmüştü, mortalite mevsimsel grip salgınlarındakine benzer seyirliydi (3). Daha ölümcül seyreden ikinci dalga 1918’in Ağustos ayında başladı. Ülkelerinin savaşa katılması nedeniyle Boston, Freetown ve Fransa’daki Brest limanlarından hareket eden orduların askerleri mutasyonlu virüs için taşıyıcı oldu ve  virüs Avrupa’ya, Afrika’ya ve Amerika kıtasına bu askerler aracılığıyla yayıldı. Böylece ikinci dalga görülmeye başlandı ve dünyanın birçok yerine yayıldı. Pandemiye bağlı hastalık ve ölüm vakalarının çoğu ikinci dalga sırasında meydana geldi (4). Hastaların kliniği 40 dereceye kadar çıkabilen yüksek ateş, burun kanaması, solunum güçlüğü, ensefalit, nefrit benzeri kanlı idrar ve komaya kadar varabilen değişik şekillerde kendini gösterdi. Dünya üzerinde 1918’in Aralık ayında gribin yayılımının durduğu ve salgın tehlikesinin ortadan kalktığı düşünüldü. Birçok ülke karantina önlemlerine son verdi. Fakat 1919 yılının sonlarına doğru Avustralya’da tekrardan bir salgın patlak verdi ve böylece üçüncü dalga başlamış oldu. Üçüncü dalga, ikinci dalgaya göre daha hafif seyirliydi.

”İspanyol Gribi”nin dünya genelinde yaklaşık 500 milyon insanı etkilediği ve 50-100 milyon insanın ölümüne sebep olduğu tahmin edilir. Diğer influenza pandemilerinde vaka-ölüm oranı %0,1’in altında iken, ‘’İspanyol Gribi’’nde bu oran %2,5’un üzerindeydi (5,6). Bu kadar ölümcül bir grip salgınının etkeni araştırıldığında H1N1 virüsü olarak saptandı. Fakat etkenin saptanması sanıldığı gibi kolay olmadı. Viral enfeksiyonun zemin hazırladığı sekonder bakteriyel pnömoni ölümün başlıca nedeniydi. Bu nedenle grip nedenli ölen hastalarda otopsi yapıldığında, akciğerde bakteriyel enfeksiyonun izlerine rastlandı. Bu nedenle ve hastalık kliniğinin bakteriyel enfeksiyonla benzer olması,  daha virüslerin keşfedilmemiş olması gibi nedenlerle hastalık etkeni olarak bakteriler üzerinde duruldu.  Hatta ilaç ve aşılar bakteriler baz alınarak üretilmeye çalışıldı.

Moleküler biyoteknolojinin 1990’ların sonunda gelişmesiyle birlikte etken virüsün saptanabilmesi için fırsat doğmuş oldu. Böylece  Taubenberger’in ABD Silahlı Kuvvetler Patoloji Enstitüsü’ndeki bilimsel çalışma grubu, viral genom RNA fragmanlarını 1918 salgını sırasında ölen Amerikan ordusu askerlerinin formalin ile sabitlenmiş, parafine gömülü otopsi dokularından izole etmeyi başardı (7). Ayrıca Alaska’da permafrostta(donmuş toprak) gömülü olan bir Alaskan Inuit kadından viral RNA’lar izole edildi (8).  Böylece etken virüsün sekiz RNA segmentinin hepsinin kodlama dizileri belirlenebildi (9). Bu çalışmalar sonucunda etken, İnfluenza A virüsü alt tipi H1N1 olarak belirlendi.

”İspanyol Gribi”ni diğer pandemilerden ayıran başlıca özelliklerinden biri; etkilenenlerin çoğunluğunu yaşlılar ve çocuklar gibi bağışıklığı düşük olanların değil, tam tersi bağışıklığının güçlü olduğu düşünülen genç erişkinlerin oluşturmasıdır. 1918-1919 yılları arasında 15-34 yaş grubunda grip ve pnömoni nedenli ölüm oranları, önceki yıllara göre 20 kattan daha fazladır (10). Bu durumun nedeni araştırıldığında öne çıkan iki hipotez olmuştur. Birincisi, yaşça büyük olanların, 1918’den önce ortaya çıkan grip salgınlarında etkenle karşılaştıkları için bağışıklanmış olduklarından 1918 pandemisinden genç yaştakilere göre daha az etkilendiğidir (11).  İkincisi ise genç yaştaki insanların bağışıklığı güçlü olduğu için virülansı yüksek olan pandemi etkenine karşı fazla miktarda sitokin salgılaması ve fazla salgılanan pro-inflamatuar sitokinlerin klinik tablonun şiddetli olmasına sebep olmasıdır.

”İspanyol Gribi”nin nasıl başladığı sorusu akla geldiğinde yapılan çalışmalarla bu soruya cevap verilmeye çalışılmıştır. İnfluenza virüslerinin doğal rezervuarının yabani su kuşları olduğu bilinmektedir (13). Kuşlarda bulunan virüs suşlarından genetik materyal ‘’genetik reassortment’’ olarak adlandırılan işlemle insanlara bulaşan virüs suşlarına aktarılmaktadır. Bu olaya ‘’antijenik kayma’’ denir. Domuzlar hem kuş hem de insan virüs suşlarıyla enfekte olabildiği ve domuzlarda çeşitli genetiğe sahip virüs suşları saptandığı için domuzlar aracı olarak düşünülmüştür (14). 1997 yılında Hong Kong’da 18 kişiye kuş kaynaklı H5N1 influenza virüslerinin bulaşması da göstermiştir ki kuş gribi etkeni virüs suşları insana aracısız olarak doğrudan da bulaşabilir. Buradan da anlaşılacağı gibi pandemilerin sebebi genel olarak insanların hayvanlarla ve insanların insanlarla  temasının artmasıdır. Bu bilgiden yola çıkarak nüfusun kalabalık olduğu ve hayvanlarla temasın fazla olduğu topluluklarda pandemilerin daha sık ortaya çıktığı düşüncesi akla gelmektedir. Son 400 yılda görülen grip pandemilerinin çoğunun Asya’da (özellikle Çin’de) patlak vermesi de bu düşünceyi doğrular niteliktedir.  Halihazırda günümüzde de 2019 Aralık ayının sonunda  Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan koronavirüs salgınının gelişmiş ulaşım ağı ve artmış insan ilişkileri  nedeniyle ne kadar önlem alınmaya çalışılsa da birçok ülkeye yayıldığı ve yayılmaya devam ettiği görülmektedir. Bizim ülkemizdeki duruma baktığımızda Sağlık Bakanlığı tarafından tanısı kesinleşmiş ve kendisi ile çevresinin karantina altına alındığı vakaların olduğu bildirilmektedir. Resmi kurumlar tarafından gerekli önlemler alınmaya çalışılmakta ve alanında uzman kişilerce almamız gereken kişisel önlemler konusunda bilgilendirilme yapılmaktadır.

Genel manada baktığımızda uzmanlara göre salgından korunmak içi genel temizlik kurallarına uyulması ve gerekmedikçe kalabalık ortamlara girilmemesi gerekmektedir. Ayrıca iletişim çağında bulunmamız nedeniyle doğruluğu kesin olmayan haberlerin çabuk yayılması ve insanlarda korku haline sebep olması nedeniyle  resmi ağızlardan doğrulanmadığı takdirde bu tür spekülatif haberlere inanılmaması ve aklıselim bir şekilde kişisel önlemlerimizi almamız gerektiği tavsiye edilmektedir . Dileğimiz salgının daha fazla yayılmadan ve daha fazla insanın ölümüne sebep olmadan dünya üzerinden silinmesidir.

Dr. Ayşe Beyza Bekgöz

REFERANSLAR:

  1. Radusin M, Vojnosanit Pregl; The Spanish flu–Part I: the first wave,  2012 Sep; 69(9):812-7.
  2. Wever PC, Van Bergen L; .Influenza Other Respir Viruses. 2014 Sep; 8(5):538-46.
  3. Radusin M, Vojnosanit Pregl; The Spanish flu–Part I: the first wave. . 2012 Sep; 69(9):812-7.
  4. Radusin M, Vojnosanit Pregl The Spanish flu–part II: the second and third wave. 2012 Oct; 69(10):917-27.
  5. Marks G, Beatty WK Epidemics. New York: Scribners; 1976
  6. Rosenau MJ, Last JM Maxcy-Rosenau preventative medicine and public health. New York: Appleton-Century-Crofts; 1980
  7. Taubenberger JK, Reid AH, Krafft AE, Bijwaard KE, Fanning TG; Initial genetic characterization of the 1918 “Spanish” influenza virus.(1997) Science 275: 1793–1796.
  8. Taubenberger JK, Reid AH, Krafft AE, Bijwaard KE, Fanning TG; Initial genetic charaReid AH, Fanning TG, Hultin JV, Taubenberger JK ;Origin and evolution of the 1918 “Spanish” influenza virus hemagglutinin gene. (1999) Proc Natl Acad Sci U S A 96: 1651–1656.cterization of the 1918 “Spanish” influenza virus.(1997) Science 275: 1793–1796.
  9. Basler CF, Reid AH, Dybing JK, Janczewski TA, Fanning TG, et al. Sequence of the 1918 pandemic influenza virus nonstructural gene (NS) segment and characterization of recombinant viruses bearing the 1918 NS genes. (2001) Proc Natl Acad Sci U S A 98: 2746–2751.
  10. Simonsen L, Clarke MJ, Schonberger LB, Arden NH, Cox NJ, Fukuda K J Infect Dis. Pandemic versus epidemic influenza mortality: a pattern of changing age distribution, 1998 Jul; 178(1):53-60.
  11. Morens DM, Clin Infect Dis; Antibody-dependent enhancement of infection and the pathogenesis of viral disease, 1994 Sep; 19(3):500-12.
  12. Tumpey TM, Basler CF, Aguilar PV, Zeng H, Solórzano A, Swayne DE, Cox NJ, Katz JM, Taubenberger JK, Palese P, García-Sastre A Science ; Characterization of the reconstructed 1918 Spanish influenza pandemic virüs, 2005 Oct 7; 310(5745):77-80.
  13. Webster RG, Bean WJ, Gorman OT, Chambers TM, Kawaoka Y Microbiol Rev; Evolution and ecology of influenza A viruses, 1992 Mar; 56(1):152-79.
  14. Ludwig S, Stitz L, Planz O, Van H, Fitch WM, Scholtissek C Virology ; European swine virus as a possible source for the next influenza pandemic, 1995 Oct 1; 212(2):555-61.

Taş denilince sadece Osman Sarı’nın Taş Gazelini hatırlamamamız lazım, taş deyince temel taşını alıp yeryüzünde şiirleştirdiğimiz taşlara buğdaylarımızı un ettiğimiz değirmen taşlarına ya da muradına eren dilberin istediği sabır taşına ya da Yunus Emre’nin “Başları ucunda hece taşları ne söylerler ne bir haber verirler” dediği taşlara kadar pek çok taşı yeryüzünde konuşabilmeliyiz. Çünkü biz taşlardan şiir oymuş bir milletin evlatlarıyız.
Kuş denince yine aklımıza çok şey gelmeli, toprak denince koca bir medeniyeti konuşabilmeliyiz, ateş denince bir başka medeniyeti konuşabilmeliyiz.

Hastalarımızın mesleğini mi soralım yoksa işini mi?

Hekimlikte hastalık öyküsü alınırken çok nadir olarak iş-meslek sorulur. Sorduğumuzda mesleğini söylemekten çekinen çalışan, genellikle “serbest meslek” der geçiştirir. Birçok hekim sorgulamaz bu serbest meslek nedir ? aslında sen ne iş yapmaktasın diye. Oysa meslek hastalıkları en sık bu tür yerlerde çalışanlarda görülmekte, fakat “meslek hastalığı” olarak tespit edilip kayıt altına alınmadığı için, ne o işçinin ne de benzer koşullarda çalışan diğer işçilerin derdine derman olunamamaktadır.

More off this less hello salamander lied porpoise much over tightly circa horse taped so innocuously outside crud mightily rigorous negative one inside gorilla and drew humbly shot tortoise inside opaquely. Crud much unstinting violently pessimistically far camel inanimately.

Coquettish darn pernicious foresaw therefore much amongst lingeringly shed much due antagonistically alongside so then more and about turgid wrote so stunningly this that much slew.