Tag

Sağlıklı Yaşam

Browsing

Türk-İslam alimleri arasında ilk filozoflardan biri olan Ebû Bekir er-Râzî, başta tıp olmak üzere felsefe, mantık, kimya, astronomi, matematik, musiki ve ahlâk sahalarında birçok eser yazmış ansiklopedik bir filozoftur. 251/865 tarihinde Rey’de doğmuş ve yine aynı şehirde 313/925’de vefat etmiştir. Tam adı ‘Ebû Bekir Muhammed b. Zekeriya b. Yahya er-Râzî’ olan filozof ‘Ebû Bekir (Zekeriya) er-Râzî’ olarak tanınmıştır. Bir takım farklı rivayetlere rağmen, delillerin çoğunluğu onun Türk asıllı Sünni bir filozof olduğunu gösterir. Düşünce tarihçileri, tıp sahasındaki ehliyetinden dolayı, kendisini İslam dünyasının en büyük hekimi kabul edip ona ‘Calinûsu’l-Arab (Arapların Galen’i)’ ünvanını vermişlerdir. Batı ilim dünyasında genellikle “Rhazes” diye anılan Râzî’nin eserlerinin sayısı tam olarak bilinmemekle birlikte, 200 civarında olduğu, 59 tanesinin günümüze ulaştığı belirtilmektedir. Birçok eserinin başta Latince olmak üzere diğer batı dillerine tercüme edilerek uzun yıllar Avrupa’daki tıp fakültelerinde okutulması, bilim dünyasında tartışılması, sonraki dönemlere tesir etmesi kimya ve tıp sahasındaki ehliyet ve üstünlüğüne işaret ederi. Halen Paris Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin konferans salonunda Râzî’nin bir portresi bulunmaktadırii. 

Râzî, simya ile tıp arasında ilişki kurarak simyadaki bilgilerini tıbba uygulamış, tıbbî ilaçlarda kimyevî karışımları kullanmış ve böylece simyayı tıbbın hizmetine sunan ilk kişi olmuştur. Ayrıca kendinden önceki hekimlerin eserlerinde yer almayan ve ilk defa kendisinin hazırladığı birtakım kimyevî ilaçlarla hastaları tedavi etmiştir. Simya uygulamasında naturalistik teorileri tecrübî metoduyla pratiğe taşımıştır. Aynı tecrübî yaklaşımı daha sonra tıbba da uygulamıştır.  

Râzî simyayla ilgili birçok eser yazmıştır. Bu sahadaki eserlerinin en önemlisi ve en büyüğü olan ‘Kitabu’ssırru’l-esrar’ günümüze ulaşmıştır. Almanca’ya tercüme edilmiş olan eser yıllarca Avrupa’da müracaat kitabı olmuş ve modern kimyanın temellerini atmıştır. Bu sahadaki çalışmalarında Aristoteles (m.ö.384-322), Galen (130-200) ve Cabir b. Hayyan (ö.200/815)’dan etkilenmiş olan filozof, batinî yorum ve hurafeleri doğru olarak kabul etmemiş ve eserlerinde onlara yer vermemiştir. Râzî’nin fiziki kimyanın temellerini oluşturan kimya görüşü ile Cabir b. Hayyan’ın maddelerin birbirine dönüşebileceğini öngören ruhi kimya görüşü arasında benzerlikler olduğu gibi önemli farklar da vardır. Cabir’in kimyasının sembolik ve metafizik boyutları Râzî’nin kimyasında görülmemektedir.  

Bir laboratuvar kurarak çeşitli deneyler yapan ve deneylerinde tecrübe ilminin kurallarını ortaya koyan Râzî’nin önemli kimyevî keşifleri arasında sülfürik asit, kükürt asitleri ve damıtılmış alkol bulunur. Râzî, demir sülfürleri ilk defa damıtarak hazırlayan kişidir. Râzî’nin asit elde etme yöntemleri halen kullanılmaktadır. Etil alkolü, nişastalı ve mayalanmış şekerli maddelerden damıtarak elde etmiştir. ‘Bir Saatte Şifa isimli risalesinde alkolün ilaç hammaddesi olarak nasıl kullanılacağını tarif etmiştiriii. Kimyevi çalışmaları esnasında çıkan gaz ve buharlardan gözlerinin rahatsız olmasından dolayı kimya ile ilgilenmekten vazgeçerek tıbba yönelmiştir. 

Dönemindeki birçok insanın yaptığı gibi, ilmî isteklerini gerçekleştirmek için çeşitli yerleri dolaşmış, ilim ve kültür merkezlerinde dil, edebiyat, tıp, felsefe, matematik ve astronomi alanlarında tahsil görmüştür. Yunan, Hint, Fars ve İslam tıbbını öğrendiği, bunun sonucunda Galen’den sonra hiçbir hekimin sahip olmadığı derecede tıp bilgisine sahip olduğu rivayet edilir. Tıbbı Galen’in bulup ortaya çıkardığı, henüz dağınık olan bu ilmi ilk defa Râzî’nin bütün kavramlarıyla sistemli bir bilim haline getirdiği ve İbn Sina’nın da eksikliklerini giderdiği ifade edilmektedir.  

Tıp sahasında öncülük ettiği yeniliklerden branşlaşma, hasta kaydı ve klinik tecrübe aktarımı dikkati celbeder. Hastaneyi daha kolay idare etmek ve hizmeti aksatmadan nöbetleşe yürütebilmek için hastaneye dahiliye, hariciye, nöroloji, ortopedi ve göz doktorlarından oluşan toplam yirmi kişilik bir uzman hekim kadrosu dahil etmiştir. Muayene sırasında hastanın yaşını, beslenmesini, geçirdiği hastalıkları, şikâyetinin ne olduğunu ve ne zaman başladığını sormuş, koyduğu teşhisleriyle birlikte bütün bulguları, ayrıca hastalığın günden güne izlediği seyri ve hastalarla ilgili bütün gelişmeleri kayda geçirmiştir. Bilgi ve tecrübelerinden istifade etmek isteyen birçok öğrenci ve hekimin hastanedeki günlük vizitelerinde kendisini takip etmesini tesis etmiştir. 

Râzî tıp sahasında da hem pratiğe hem teoriğe önem vermiştir. Ona göre hekimin başarılı olabilmesi için sahasındaki kitapları okuyarak teorik yönünü geliştirmesi, sonra hastalar üzerinde pratik yapması gerekir. Bu noktadaki görüşleri ile Hipokrat ve Galen’in görüşleri arasında önemli benzerlikler vardır. Râzî, kuramsal tıpta Galen’in bir öğrencisi, pratik gözlem ve tedavide Hipokrat takipçisi kabul edilir.  

Râzî’nin tıbbi keşifleri şöyle sıralanabilir:  

1) Kişisel gözlem ve kitaplarıyla eski tıp kitaplarının eksiklerini tamamlamaya gayret etmiş, bu düşünceden hareketle, hasta başında ilk klinik dersi veren Türk-İslam hekimi olmuştur.  

2) ‘el-Cuderi ve’l-hasbe isimli eserinde çiçek hastalığıyla kızamık arasındaki farkı belirleyip tanımlamalarını yapmıştır.  

3) İlk kez, dikiş için operasyonlarda koyun bağırsağı kullanan hekimdir.  

4) İlk kez, antiseptik olarak etil alkolü kullanan hekimdir.  

5) Ateşin fiziksel olarak düşürülmesi gerektiğini söyleyen ilk hekimdir. Bunun için yüksek ateşli hastaları ılık suya batırılmış çarşaflara sarmıştır.  

6) Kıl fitili denen, yaralardan ve ameliyattan sonra ameliyat yerlerinden cerahat çıkarmaya yarayan ‘seton’u tıp tarihinde ilk defa bulan ve kullanan kişidir.  

7) Râzî, eczacılıkta beyaz kurşun merhemini ilk defa kullanan eczacı hekimdir. Bu ilaç daha sonraları Batılılarca ‘Album Rhases’ diye anılmıştır.  

8) Hastalık teşhisinde idrar ve nabzın büyük öneme sahip olduğunu ifade ederek bu konuda ayrı bir başarı sağlamıştır.iv  

Batı dünyasında Râzî, isminden dolayı ‘Rhazes, Razes, Raghensis, Ar-Rasis‘, baba adı Zekeriya dolayısıyla ‘Fili zachariae‘, hekimliğinden dolayı ‘Medicus’ ve künyesinin ‘Ebû Bekir’ olmasından dolayı da ‘Albubator yahut Bubcaris’ gibi farklı biçimlerde adlandırılmıştır. Eserleri içinde üç tanesi büyük önem taşımaktadır. Dönemin Rey valisine ithaf ettiği ‘Kitâbu’l-Mansûrî’ Latince’ye tercüme edilmiş ve 13. yüzyıla dek Avrupa tıp okullarında okutulan klasik ders kitapları arasında yer almıştır. Râzî’nin en hacimli tıp kitabı olan, eski ve yeni tıbbın bir indeksi niteliğindeki ‘Kitâbu’l-Hâvî’ adlı eseri ‘Continents‘ adıyla Latince’ye çevrilmiş, 1486-1542 yılları arasında 5 kez basılmıştır. Bu eserde Râzî kendinden önceki birçok alimden alıntı yaptıktan sonra, ayrı bir başlık altında kendi tecrübe ve görüşlerini ifade etmiştir. Çiçek ve kızamık hastalıkları konusunda yazılmış ilk eser olan ‘Kitâbu’l-cuderi ve’l-hasba‘ ise Latince’ye, Fransızca’ya, İngilizce’ye ve Almanca’ya çevrilmiş; 1498- 1866 yılları arasında 40 kez basılmıştır.  

“Bir kantar (44 okka) ilim bir okka edebe muhtaçtır.”v kelamı kibarı meşhur olan Râzî, tıp biliminde etik kurallarından bahsettiği Ahlaku’t-tabip gibi eserleriyle çığır açmıştır. Uyguladığı ileri görüşlü eğitim usulüyle Râzî, derslerinde öğrencilerini seviyelerine göre halka halinde oturtmuştur. Ortada kendisi bulunmuş, en kıdemli öğrencileri iç halkayı, daha tecrübesiz öğrencileri orta halkaları, yeni öğrenciler ve ziyaretçiler ise dış halkayı oluşturmuştur. Bu sayede dışardan gelip soru soranlar en tecrübesiz öğrenciyle muhatap olmuş, tatmin edici cevap bulunamadığı takdirde son tahlilde sorusu Râzî’ye aktarılmıştır. Râzî, bu usulü takip etmek suretiyle hem öğrencilerinin rahatlıkla cevap verebilecekleri mahiyette sorularla fuzuli meşgul olmamış, hem de öğrencilerine, öğrendiklerini başkalarına aktarma ve pratiğe dökme imkânı vererek bilgilerinin kalıcı olmasını sağlamıştır.vi 

Râzî, hastalıkların tedavisinde musikişinaslık rolünü de kullanmıştır. Bilhassa müziğin psikolojik hastalıkların tedavisinde ilmi esaslarını kuranlar arasındadır ki Et-Tıbbu’r Ruhani (Ruh Sağlığı)’ adlı eserinde melankolinin tedavisi üzerinde durmuşturvii. İslam medeniyeti döneminde psikolojik hastalıkların tedavisinde ilaç ve müzikle tedavi yöntemlerini kullanan Er-Râzî, Farabi, İbn Sina gibi Türk-İslam hekimlerinin uygulamaları gerek Selçuklu gerekse Osmanlı hekimleri tarafından tatbik edilerek 18. yüzyıla kadar geliştirilmiştirviii. Bu birikimle Amasya, Sivas, Fatih ve Edirne Darüşşifaları’nda kullanılan Klasik Türk müziğinin makamları, zaman içinde sınıflandırılmış, Râzî, Farabi, İbn-i Sina, Hasan Şuuri, Hekimbaşı Gevrekzade Hafız Hasan Efendi gibi önemli kişilerin bu konuda yazdıkları eserler günümüze kadar ulaşabilmiştirix. 

Türk-İslam alimleri içinde kimyadan tıbba, musikiden ahlaka kadar pek çok dalda çığır açmış; ilminin ve eserlerinin tesiri tüm dünyada asırlar boyu sürmüş olan Ebû Bekir er-Râzî’nin hayatına dair makalelerden derlediğimiz bu yazının, ilim yolcularına rehberlik etmesini temenni ederiz.  

Gıda Kimyageri 

Saadiyye Eryılmaz 


i KAYA, Elif. “Xvııı. Yüzyıla Ait Bir Tıp Yazması Üzerine: Terceme-i Kitâb-ı Ebûbekir Râzî.” Electronic Turkish Studies 11.21 (2016).

ii Karaman, Hüseyin. “Bir Biyografi Denemesi: Ebû Bekir Er-Râzî.” Journal of Divinity Faculty of Hitit University 3.6 (2004).

iii Tabibin Ahlâkı ve Bir Saatte Şifa Risaleleri, Müellif Ebu Bekr Muhammed bin Zekeriyya er-Râzî, Tabibin ahlâkı / takdim ve tahkik Dr. Abdu’l-Latif Muhammed el-Abd ; çeviri Hikmet Akpur, s. [11-50] — Bir saatte şifa / neşreden izzet el-Attar ; çeviri Hikmet Akpur, s. [53]-71.Merkezefendi Geleneksel Tıp Derneği, İstanbul, 2013.

iv A.g.e.

v Ersoy N. Aile Hekimliğinde Etik Eğitimi, Tıp Etiğine Giriş Ders Notları, https://studylibtr.com/doc/1040924/t%C4%B1bbi-eti%C4%9Fe-giri%C5%9F—kocaeli-%C3%BCniversitesi-t%C4%B1p-fak%C3%BCltesi, Erişim Tarihi. 27.08.20.

vi Karaman, Hüseyin. “Bir Biyografi Denemesi: Ebû Bekir Er-Râzî.” Journal of Divinity Faculty of Hitit University 3.6 (2004).

vii KARA, Sadık. “Musiki ve Tıp.” Sağlıkta Nabız Dergisi 25 (2007): 54-55.

viii SOMAKCI, Pınar. “Türklerde müzikle tedavi.” Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 1.15 (2003): 131-140. ix Birkan, Z. Işıl. “Müzikle Tedavi, Tarihi Gelişimi Ve Uygulamaları.” Akupunktur Ankara (2014): 37.

Son yıllarda elektrikli scooterların kullanımı dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de hızlı bir şekilde artış göstermiştir. Saatte 25 km hıza ulaşabilen, fren yapabilen, motorlu, iki tekerli bu sessiz ulaşım araçlarının kullanımı özellikle genel araç trafiğini azaltmak ve kısa mesafelere daha hızlı ulaşım sağlamak amacıyla teşvik edilmektedir. Ancak, güvenli sürüş açısından nispeten dengesiz ve riskli olan bu araçların insan ve araç trafiği içerisinde, bu araçlara özgün tahsisi olmayan sürüş alanlarında ve güvenlik kurallarına uyulmadan kullanılması ciddi kazaları da beraberinde getirmektedir.

Açlığın bir diyet önerisi ile karşımıza çıktığı bu yıllarda aslında yüzyıllar öncesinde de bu yönde öneriler yapıldığını görüyoruz. Şöyle ki; İbni Sina ya hastalıkların en önemli nedeni sorulduğunda “Bir yediğini tam sindiremeden yeniden yemek yemek” olduğunu söylemiştir. İbni-i Haldun ise, “İnsanı açlık öldürmez, alıştığı tokluk öldürür” demiştir.

İçecekleri ele aldığımızda alkollü ve alkolsüz içecekler var. Alkollü içecekleri bu programın dışında tutuyoruz. Alkolsüz içecekleri sınıflayacak olursak: su, çay, kahve, gazlı içecekler, enerji içecekleri, süt, meyve-bitki içerikli içecekler, zenginleştirilmiş su, sporcu içecekleri var.

Sağlıklı yaşamak artık günümüz insanının çok önem verdiği ve planları arasına aldığı bir konu haline gelmiştir. Son yıllarda yaşam süresinin uzaması yanında hastalıkların da çoğalması, bireyleri bu ömrün nasıl sağlıklı geçirileceği düşüncesine sevk etmiştir.

Hekim öncelikle sağlıklı olmak için uyulması gereken kuralları bildirir; böylece sağlıklı yaşam sağlanır. Eğer tüm tedbirlere rağmen hastalık ortaya çıkarsa tedaviye geçilir. Sağlıklı yaşam konusundaki bilgilerin sadece hastalara değil tüm insanlara ulaştırılması gerekmektedir.

Tarihin her döneminde ve her coğrafyada hekim vardı ve tedavi ediyordu. Evler ona göre inşa ediliyor, mutfak o bilgilere göre şekilleniyor, giyinmek, yıkanmak, uyumak onların önerdiği kurallara göre yapılıyordu.

Osmanlı Tabiplerinin “esbab-ı sitte-i zarûriye” yani “zorunlu olan altı sebep” dedikleri, sağlık konusunda bilinmesi ve uyulması gereken temel kurallardı. Bu kurallar genel olarak:

  • Hava ve onunla ilgili konular (mevsimler, yaşanan yerler, giyim kuşam)
  • Yemek-İçmek konusundaki bilgiler
  • Spor, hareket ve hareketsizliğin sağlığa etkisi
  • Duyguların sağlığa etkisi
  • Uyku ve onunla ilgili kurallar
  • Arınmak; vücutta kalıp atılamayan maddelerden kurtulmaktır.

Hava

Osmanlı hekimleri sağlıklı yaşam için en önemli unsurlardan ilkinin hava olduğunu bildirir. Hava, insan için en lüzumlu ve en vazgeçilmez olan unsurdur ve beden ona muhtaçtır. İnsan nefes almadan bir an bile duramaz. Bu yüzden aldığımız havanın kalitesi sağlığımız için çok önemlidir. Solunan temiz havanın ruha rahatlık verdiği belirtilir.

Taze hava ömrümüzün mayası gibidir. İnsan hayatı için önemli olan şey, soluduğu havanın “İyi hava” vasfında olmasıdır. “İyi hava nasıl olmalıdır ve iyi havanın göstergesi nedir?” derseniz; solunan hava temiz olmalı, saf görünmeli, kötü kokular içermemeli, tozdan buhardan tüten nesnelerden, dumandan uzak olmalıdır.  İnsan bu havayı soludukça “safa buluyor” rahatlıyorsa   başı ağrımıyorsa, gündüz vakti uykusu gelmiyorsa bu hava iyidir.

“Havanın mutedil olanı iyidir”. Yani ne çok sıcak ne de çok soğuk olmalıdır. İnsanın yaşaması için güneşin ısıttığı ılıman havalara ihtiyaç vardır. Havayı etkileyen diğer etkenler toprak ve sudur. Dağlar, yüksek yerler, derin çukurlar, göller, akarsular hepsi içinde yaşadığımız havayı farklılaştırır.  Oturulan yerlerin açık ve havadar yerler olması gerekir. Nemden uzak, iyi rüzgarların estiği mekanlarda yaşamak ömrü uzatır. Yaşam alanları, yüksek duvarlar arasında, dar alanlarda, yüksek ve sık ağaçlar arasında, çukur yerlerde değil, yüksek veya tepe olan yerlerde kurulmalıdır. Buralar, kuzey tarafı açık, iyi ve soğuk rüzgârların etkisi altında olan yerler olmalıdır. İçinde yaşanan evler, yüksek tavanlı olup kapısı gün doğusuna açılmalıdır. Kuzeyden esen poyraz rüzgârlarına ve doğudan esen rüzgârlara açık olması önerilen evlerin içine güneş girmelidir. Ayrıca incir, ceviz ağacı gibi büyük gövdeli ağaçların altındaki havanın iyi hava olmadığı, buralarda oturulmasının sakıncalı olduğu unutulmamalıdır.

Yılın dört mevsimi arasında en ılımlısı ilkbahardır. İlkbahar yaşamın neşe içinde olduğu bir zamandır. Bu mevsimde gönüller ferah bulur. Hekimler ilkbaharda havaların ısınmasıyla birlikte vücutta kıştan kalan, atılmamış olan zararlı maddelerin erimesi ve vücuda yayılmasından kaynaklı hastalık oluşmasından korkarlar. Bu sebeple bu artık maddeler yayılmadan önce tedbir alıp temizlemek hastalıkların önünü almak gerekir.

Hipokrat: “Bahar mevsimi bedenin terazisidir. Bünyedeki her bir zararlı maddeyi ortaya çıkarır ve onu tartarak bildirir. Akıllı olan bu tartıyı öğrenir, ağır veya hafif durumu fark eder ve bunu giderir.” der.

İlkbaharda kıştan kalan zararlı maddeler temizlendikten sonra dikkat edilecek birkaç nokta vardır; Özellikle ağır olmayan, hafif yiyeceklerden ve tercihen az miktarda yenmelidir. İlkbaharda sabah yemeğinden önce hafif bir spor yapılmalıdır.

Yaz mevsiminde havanın tabiatı sıcak ve kurudur. Çok sıcak hava benzi sarartır, ruhu bunaltır.

İbn-i Sina: “Yaz günlerinde sağlığa uygun hareket; ağır yiyeceklerden sakınmak, az yemek, sıcakta yürümemek ve soğuk havalı yerlerde oturmaktır.” der.

Sonbaharın tabiatı soğuk ve kurudur. Bu mevsimde daha çok sıcak tabiatlı ve yaş gıdalar yenmeli ve kuruluğu artıracak gıdaların yenmemelidir. Sonbaharda bedeni soğuktan saklamak gerekir. Bu mevsimde vücuda çörek otu yağı gibi sıcak nitelikteki yağları sürmek iyi gelir. 

Kış mevsiminin tabiatı soğuk ve nemlidir. Kış mevsimi hekimlerin sevdiği bir mevsimdir. Soğuk hava bedeni dinlendirir, hazmı kolaylaştırır ve yüzün rengini yerine getirir. Kışın, sindirim kuvvetli olduğundan kuvvetli yemek yemeli, et çok tüketilmelidir. Kışın sporu artırarak uygulamalı, çokça yapmalıdır.  

Yaşamak için insanın olmazsa olmazı hava olduğundan bu havayı etkileyen unsurlar olan toprak, su ve güneşin konumuna da çok dikkat etmek gerekir. Yaşadığımız yerlerin özelikleri insanların yaşamının niteliğini etkiler. Yaşam için yüksek dağlık yerleri tercih etmeliyiz. Böyle yerlerin havası insan bedenini kuvvetlendirir, yüzün rengini düzeltir, iştahı artırır, yaşlanmayı geciktirir. Alçak yerlerin havası durgun, hareketsiz, rüzgârsız ve sıcaktır, nemlidir. Böyle yerlerde yaşamak benzi soldurur, nefes almayı zorlaştırır, iştahı keser, anlama kabiliyetini köreltir, duyguları zayıflatır, çabuk sinirlenen insanlar haline getirir. 

İnşa edilen evler yüksek tavanlı ve kapıları büyükçe olmalıdır. Evin ana yönü ve kapısı gün doğusuna doğru bakmalıdır.  Evin kuzey tarafı yani poyraz tarafı açık olmalıdır. Güneş ışıkları evin her yerine girmelidir. 

Bedenin sağlığına önem veren ve özen gösteren kişi, bedeni aşırı soğuk ve sıcağın eziyetinden korumaya ihtimam göstermelidir. Sağlığını korumak isteyen insan giydiği kıyafetleri mevsimlere ve havaya göre seçmelidir. Onun için kumaş çok önemlidir. Elbiseler genellikle pamuk, keten, ipek, yün ve bunların karışımından yapılır. Sağlıklı olmak için kışın sıcak nitelikli kumaşlar, yazın soğuk nitelikli kumaşları tercih edilmelidir. En çok övülen elbiseler pamuklu kumaştan olanlardır. Keten ve pamuktan dokunan kumaşlar soğuk niteliklidir. İpek, ketenden sıcak fakat pamuktan soğuktur.

Yemek İçmek 

Yediğimiz yemek gıda mı, deva mı?

Deva denilen ve ilaç olarak kullanılan otların köklerdir ve gıda niyetiyle yenmemelidir; vücudun dengesini bozar hastalık yapar. 

Osmanlı hekimlerinin çok önem verdikleri ikinci nokta iyi gıdalardır. Ekmek, et ve tereyağı en ön sırada gelen iyi gıdalardır. Buğday, insan tabiatına en uygun gıdadır. Ekmek, en iyi gıdalardandır ve nitelikleri de iyi olmalıdır. 

İyi et temini için; hayvanın haşarılıkla, öksüzlükle büyütülmemiş olması, uzak yerden sürülüp kahırla gelmiş ise birkaç gün dinlenmeden kesilmemesi gerekir. İyi bir et için hayvanın kesildiği bıçak bile önemlidir. Etlerin iyisi, kemiğe yapışmış olan etlerdir. Hayvanın çok hareket eden kısımlarının etleri iyidir böyle yerler semiz olur. Hayvanın kol ve bacak tarafındaki etlerden sonra boyun eti, sonra da kaburga tarafı iyidir.

Osmanlı hekimlerine göre ekmek ve etten sonra gelen en iyi gıda tereyağıdır. Yumurta da iyi gıda olarak kabul edilen besinlerdendir ve tek şartı rafadan yumurta olmasıdır. Meyvelerden iyi gıda olarak kabul edilen üzüm ve incir insan tabiatına uygun olup vücudun kuvvetini artırır ve onu besler. Taze meyvelerden nar da iyi gıdadır fakat nar mayhoş olmalıdır. Narın arkasından elma ve armut gelir. 

Ne zaman ve nasıl yemek yenmelidir? Hekimlerin tercihi; acıkıldığı zaman iyi gıdalardan aşırıya kaçmadan yemektir. Gıda olarak da doğal olan ve mevsiminde yetişen iyi gıdalardan tüketilmelidir. Osmanlıda yemek öğünü iki kere idi. Geç yenen bir sabah yemeği ve erken yenen bir akşam yemeği olurdu. Yemek yeme kurallarının en başında, acıkmadıkça yemek yememek, acıkınca da yemeği geciktirmemek gelir.  Yemek yemenin diğer önemli bir kuralı da, bir yemek hazmedilmeden başka bir yemek yememektir. Diğer önemli bir kural da yemek hazım olmadan uyumamaktır. Bir öğünde yavaş yavaş ve uzun zaman alacak şekilde yemek uygun olmadığı gibi çok hızlı yemek de zararlıdır. Çok çeşitli yemekleri bir öğünde yememek de sağlık için dikkat edeceğimiz diğer önemli bir noktadır.

Tatlı gıdaları ve yiyecekleri çok yemek veya devamlı tatlı yiyeceklerle beslenmek de hekimlerin uzak durulmasını önerdiği bir durumdur.

Su bedenin ihtiyacı olan esas maddelerdendir. Yiyeceklerin hepsinin gıda değeri olup çoğu besleyicidir. Suyun gıda değeri yoktur ama vücut için elzemdir. İçilen suyun da iyi su olması önemlidir.  İyi su; tadı lezzetli, görünüşü berrak, saf olmalı ve midede çabuk sindirilmelidir. Az içildiği halde susuzluğu gideren, içildiğinde ağzı tatlanmış gibi yapan su iyi sudur.

Kuyu suyu, akmayan durgun su zararlı sulardandır.

Hayatın devamı için bu kadar en önemli olan bir unsurunda içmenin kurallarının da çok iyi bilmek gerekir. İhtiyaçtan az su içmek vücudu kurutur, fazla içmek ise suyla birlikte gerekli minerallerin de vücuttan atılmasına neden olur. Uykudan uyanınca, aç iken, yürüyüp yorulmuş ve terli iken, yemek yedikten sonra su içmek tavsiye edilmemektedir.

Hareket 

Bilinmelidir ki insan, yemeği hazmettikten sonra geri kalan fazlalıkları atmak ve sağlığını korumak için harekete muhtaçtır. Sporun yapılabilmesi için yiyeceklerin hazmedilmiş olması gerekir. Bu zamanda yapılan sporla beden hafifler ve gerektiği derecede ısınır, organlar kuvvetlenir, yumuşar, yüze renk gelir ve iştah açılır. Böylece o şahıs başka hiçbir ilaca gerek kalmadan sağlığını korumuş olur. Önemli bir nokta da, spora başlarken ve bitirirken masaj yapmak, bedeni ovmak gerektiğidir. 

Yaşlıların ve hastaların da spor yapması gerekir fakat bu çoğu zaman güçtür. Ata binmek ve temiz havada yürüyüş yapmak bu grup fertler için de çok faydalıdır. Herhangi bir uzvun çok hareket etmesi o uzvun kuvvetli olmasına sebep olur. Masaj da bir çeşit spordur ve hekimlerin istedikleri amaca hizmet eder. Spor yapmakta istenen düzey şudur; beden ısınmalı, özellikle sırt ısınıp kızmalı, ter gelmeye başlamalıdır. 

Her organın bir özel sporu vardır. Gözün sporu güzelliklere, güzel şekillere ve yerlere bakmaktır. Kulağın sporu ise güzel sesler dinlemek, uygun konuşmalar işitmektir. Burnun sporu güzel kokular koklamaktır. 

Duygular

Uyku

Uyku sıhhatin en önemli ihtiyaçlarından biridir. Hekimler “Uyumak susup durmaya benzer, zira onda rahatlık vardır, gıdanın sindirimine yardım eder” derler. Uykunun en başta gelen faydası dinlenmek ve yiyecekleri sindirmektir. 

İyi uyku için kural bellidir; geceleyin, yemeğin midede hazım olup bağırsaklara geçmeye başlamasından sonra başlamalıdır. Bu da yaklaşık yemeğin yenmesinden en az iki saat sonra demektir. Uyku en uygun saatte, dengeli ve derin olmalıdır. Çok fazla uyumamalıdır. Akşamdan sabaha sekiz saat, uyku için ideal süredir.   

Uyunacağı vakit önce sağ tarafa sonra sola dönüp yatmalıdır. Vücudu sıcak tutacak örtülerle örtmelidir.  Sırt üstü ve karın üstü uyumak tavsiye edilmez.

Arınmak

Doğal yollarla vücudun arınması sağlıklı yaşam için mutlaka bilinmesi ve uyulması gereken bir yöntemdir. Vücutta kalan ve atılması gereken her “fazlalık” hastalıklara sebep olacağından bu konudaki ilk tedbir “az yemektir.”

Arınmak, hazımdan sonra vücutta kalan ve faydasız hatta zararlı olan maddelerden kurtulmak, temizlenmektir. Hazmedilmemiş artık maddeler vücuttan atılmazsa ilerde önemli hastalıklara sebebiyet verebilir. 

Vücudun doğal atılma yolları kusma, idrar, ter, burun akıntısı ve salyadır. Zararlı maddeler yendiğinde veya yenileni vücut hazmedemediğinde eğer mide bulanıp kusma belirirse kusmakta fayda vardır. Bağırsakların boşaltılması için yumuşak gıdalar yenmesi tavsiye edilir. İdrarın normal ve düzenli şekilde atılması sağlık için büyük önem taşır. Ter, organlarda yapılan hazmın fazlasının atılma yerlerindendir. Terlemek için hareket ve spor kafidir.

Kan aldırmak da arınmak için bir yoldur. Hekim tavsiyesi ve onayı ile yapılacak bu işlemin de çok önemli şartlarının, kurallarının olduğu unutulmamalıdır.

Kaynak: Osmanlı Hekimlerinin Sağlık Kuralları,  Prof. Dr. Ayten Altıntaş

Ailenizden birisi Alzheimer hastası ise ve siz ona bakmak durumundaysanız öncelikle bunun bir hastalık olduğunu kabullenmeniz gerekir. Aile büyüğünüzün sergilediği davranışlar ve söylediği sözler hastalığından dolayı olduğunu unutmamalısınız.

Her geçen gün azalan sözlü iletişim yerine hastanıza gülümseyerek, dokunarak iletişim kurabilirsiniz. Tekrarlanan her soruya aynı cevabı vermeye üşenmeyin. Sözlü iletişimi kolaylaştırın. Sözsüz iletişim ve teması her geçen gün arttırın.

Alerjik Egzama olarak ta adlandırılan atopik dermatit, hastanın cildinde kızarıklık, kuruluk ve kaşıntıya neden olan bir hastalıktır. Hastalık genellikle, çocuğun yaşına göre belli cilt bölgelerini tutar. Ağır olgularda, özellikle geceleri artan kaşıntı hastaların hayat kalitesini ciddi biçimde bozabilmektedir.

Hastalarımızın mesleğini mi soralım yoksa işini mi?

Hekimlikte hastalık öyküsü alınırken çok nadir olarak iş-meslek sorulur. Sorduğumuzda mesleğini söylemekten çekinen çalışan, genellikle “serbest meslek” der geçiştirir. Birçok hekim sorgulamaz bu serbest meslek nedir ? aslında sen ne iş yapmaktasın diye. Oysa meslek hastalıkları en sık bu tür yerlerde çalışanlarda görülmekte, fakat “meslek hastalığı” olarak tespit edilip kayıt altına alınmadığı için, ne o işçinin ne de benzer koşullarda çalışan diğer işçilerin derdine derman olunamamaktadır.